G20 Brisbane
Friday, 30 July 2021
Tuesday, 14 April 2020
https://zamanaustralia.com/2020/04/13/korona-krizi-yonetiminde-avustralya-farki/
Manşet, YazarlarKorona Krizi yönetiminde, Avustralya farkı!
Yazar Zafer Polat
Dünya ülkeleri, koronavirüs ile mücadelede izledikleri farklı yöntemler ve aldıkları tedbirlerle, vatandaşlarını bir an önce bu salgından kurtarmaya çalışıyor.
Nerdeyse küresel pandemik olarak kabul edilişinin üzerinden 100 gün geçen koronavirüs ile mücadelede en başarılı ülke Yeni Zelanda oldu. Avustralya’da bu sıralamaya aday ülkeler arasında sayılabilir.
Yaklaşık 5 milyon nüfuslu Yeni Zelanda’da, vaka sayısı 1312. Virüs sonucu vefat edenler, bir elin parmaklarını geçmiyor. Sadece dört kişi.
Geçtiğimiz Aralık’ta, sınırlarını kapatan bu ülkede, 26 Mart’tan beri sokağa çıkma yasağı uygulanıyordu.
Ülkenin Başbakanı Jacinda Ardern, sevindirici müjdeyi verdi. Salgınının üstesinden gelmeye az kalındığını, bir hafta sonra yasakların kaldırılacağını duyurdu.
Dünya medyasında da geniş yer aldı bu gelişme.
Jacinda Ardern, geçen yıl Christchurch’deki camide yaşanan terör saldırısından sonraki sağduyulu duruşuyla büyük takdir toplamıştı.
Avustralya ise tam bir ay önce (12 Mart’da) korona ile mücadele de yol haritasını hayata geçirdi.
Söz konusu süre zarfında, virüsün yayılma hızında en düşük rakamlar gözlendi. Son 48 saatte 62 yeni bildirim ile birlikte, ülke genelindeki toplam vakıa sayısı, 6.347. Bunlardan da 61’inin vefat ettiği kayıtlara geçti.
Mücadele kapsamında alınan tedbir ve ekonomik teşvik paketlerine geçmeden önce, izlenen yoldaki başarının temelinde yatan faktörleri de göz ardı etmemek gerekiyor.
Avustralya’nın takdir edici tarafı, hiç şüphesiz sürecin ilk gününden beri şeffaf şekilde konu hakkında toplumun bilgilendirilmesi oldu.
Tek adam rejimiyle yönetilen Türkiye ve benzeri bazı ülkelerin yaptığı gibi vatandaştan bir şey saklanmadı.
Mesela NSW Eyaleti’nde ilk günden beri, her sabah gelişmeler ile ilgili açıklama yapılıyor.
Her gün sabah 8’de Eyalet Başbakanı, Emniyet Müdürü ve Sağlık Bakanı ortak şekilde, hem de canlı yayında toplumu bilgilendirip, tüm ayrıntıları toplumla paylaşıyorlar.
Ayrıca en sıcak gelişmeler, kısa aralıklarla cep telefonları ve çeşitli iletişim araçlarıyla insanlar haberdar ediliyor.
Federal Hükümet ise; koronavirüs ile mücadele de, eyaletlerdeki uzmanlarında katkısıyla Sağlık Koruma Komitesi (AHPPC) ile birlikte aldığı kararları ve önlemleri hayata geçirdi.
Federal Başbakan Scott Morrison, özellikle bu uygulamanın önemini ‘ulusal birlik ruhu içinde, çalışma konusunda verdikleri desteklerden dolayı bilhassa Eyalet Hükûmetlerine teşekkür ediyorum’ diyerek vurguladı. İktidardaki Liberal-Ulusal Koalisyonu ile ana muhalefet İşçi Partisi tam bir ahenk içinde çalıştı.
Başbakan ‘Biz çok güçlü bir ülke ve çok güçlü bir halkız’ mesajı verdi.
Ne yazık ki; Türkiye’de şu zor günlerde bile ucuz siyasi hesapların yapılması, insanı hayrete düşürüyor. AKP iktidarı, muhalif belediyeleri saf dışı bıraktığı gibi, ihtiyaç sahibi vatandaşlar için başlatılan yardım kampanyalarına bile tahammül edemedi.
Başbakan Morrison, vatandaşa IBAN numarası verip, bağışta bulunmalarını istemedi.
Yaklaşık 6,5 milyon vatandaşı kapsayan ve 3,5 milyona yakın işletmeyi içeren teşvik ve destek paketi açıkladı.
Tabii mevcut bütçe açığını kapatma hedefinde güçlü bir ekonomi politikası izleyen Federal iktidar için, hiç de kolay olmadı bu kararları almak.
Çünkü bu uygulamayla milyonlarca işsiz, kapanan şirketler ve belki de uzun bir süre kolay kolay kapanamayacak bütçe açığı söz konusuydu.
Teşvik paketinde, küçük orta işletmeleri ve diğer sektörleri destekler mahiyette 17,6 milyar dolarlık bir ekonomik plan uygulamaya konuldu. Çalışanların işten çıkarılmaması için şimdilik 6 ay devam edecek olan JobKeeper programı adı altında 130 milyar dolarlık ödenek ayrıldı.
Başbakan, aynı zamanda çalışanlara güçlü bir moral vererek: “Size ve ailenize yardımcı olmak için, 130 milyar dolarlık JobKeeper planımız, işvereniniz tarafından ödenecek olan iki haftada bir 1500 dolarlık sübvansiyon ile altı ay boyunca size destek olacak” dedi.
Dünya bu virüs belasıyla ve önemli zorluklarla uğraşırken, ülkede sokağa çıkma yasağı değil ama evde kal çağrısı yapıldı. Sürekli vatandaşlara bu telkinde bulunuldu.
Sosyal mesafe kuralları gereği restoranlar ve cafeler kapandı. Sadece takeaway alışverişe ve siparişlere izin verildi.
Okulların açık kalması tavsiye edildi. Ancak öğrencileri gönderip, göndermeme velilerin takdirine bırakıldı.
Sydney’in dünyaca en ünlü plajları kapandı. Hatta insanların sosyal mesafe kurallarını ihlal etmesi nedeniyle sahilde yürüyüş yapanlara bile izin verilmedi. Birçok insan yaşam alanlarını, alışkanlıklarını ve ailelerinin ihtiyaçlarını koronavirüs dönemi boyunca izlenecek programlara göre uyarlamak zorunda kaldı.
Eyaletler, zaruri durumlar ve sağlık sebepleri dışındaki seyahatleri kısıtlayarak, sınırlarını kapattı.
Ülke bir anda izole oldu.
İlk hafta Centrelink ofislerinin önündeki uzun kuyruklar ve süpermarketlerdeki ufak tefek bazı tatsız olayların dışında, bir olumsuzluk yaşanmadı.
Hava ulaşımının durmasıyla, bu sektörde çalışanların neredeyse hepsi işinden oldu.
Sokağa çıkma yasağı nedeniyle, birçok işyeri de kapısına kilit vurdu.
Mesela, 120 yıllık ticari geçmişe sahip, köklü mağazalar zinciri MYER, geçici süreliğine de olsa, ülkedeki tüm mağazalarını kapatma kararı aldı. 10 binden fazla çalışanı işsiz kaldı.
MYER’in CEO’su, 120 yıllık kurumun, en zorlu kararlardan birini almak zorunda kaldığını söyledi.
Burada adını saymakla bitiremeyeceğimiz bir çok tanınmış, önemli firma, benzer kararlar aldılar.
Perakendeciler Derneği’nin, süreçle ilgili araştırmasına göre satışlarda; yüzde 40 ile 60 oranında düşüşler yaşandı.
Şu bir gerçek ki, artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Ama hayat devam ediyor.
Bu arada evden çıkmamayla ilgili de farklı çözümler dile getiriliyor.
Milyonlarca Avustralyalı, Hükümetin ücret sübvansiyon programına kaydolurken, uzmanlar da ‘kriz dönemini fırsata çevirme’ ilkesiyle bu zamanın iyi değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekiyorlar.
Mesela, Küçük İşletmeler Birliği Genel Müdürü Peter Strong, hem işveren, hemde çalışanların online eğitim sistemiyle becerilerini geliştirebilecekleri ve daha iyi kariyerlere sahip olunabileceğine işaret etti.
Kısacası, koronanın Avustralya’daki etkisi ve alınan tedbirler bu şekilde.
Peki Türkiye’de?
Uygulanan yanlış siyasi politikalarla, ekonomi dibe vurmuş, içi boşaltılan ülke hazinesi de korona ile ilgili mücadeleye cevap veremediği için, sağlık sistemi felç.
Neredeyse günde 100’e yakın insanımız koronadan hayatını kaybediyor.
Toplumun devlete olan güvenci kalmadığı için, sokağa çıkma yasağı uygulaması uzayabilir endişesiyle, vatandaş marketlere hucüm ediyor.
Herkes tedirgin.
Üzülmemek elde değil.
Adı haksız uygulamalar ve zulümlerle zirve yapan İçişleri Bakanı’nın, istifa tiyatrosu bile, her şeyi anlatmaya yetiyor.
Sadece siyasi şovdan ibaret olan “Hiçbir virüs, bizim tedbirlerimizden daha güçlü değildir” ifadesinin ne kadar boş ve ülkeyi ne hale getirdiği ortada. z.polat@zamanaustralia.com.au
Manşet, YazarlarKorona Krizi yönetiminde, Avustralya farkı!
Yazar Zafer Polat
Dünya ülkeleri, koronavirüs ile mücadelede izledikleri farklı yöntemler ve aldıkları tedbirlerle, vatandaşlarını bir an önce bu salgından kurtarmaya çalışıyor.
Nerdeyse küresel pandemik olarak kabul edilişinin üzerinden 100 gün geçen koronavirüs ile mücadelede en başarılı ülke Yeni Zelanda oldu. Avustralya’da bu sıralamaya aday ülkeler arasında sayılabilir.
Yaklaşık 5 milyon nüfuslu Yeni Zelanda’da, vaka sayısı 1312. Virüs sonucu vefat edenler, bir elin parmaklarını geçmiyor. Sadece dört kişi.
Geçtiğimiz Aralık’ta, sınırlarını kapatan bu ülkede, 26 Mart’tan beri sokağa çıkma yasağı uygulanıyordu.
Ülkenin Başbakanı Jacinda Ardern, sevindirici müjdeyi verdi. Salgınının üstesinden gelmeye az kalındığını, bir hafta sonra yasakların kaldırılacağını duyurdu.
Dünya medyasında da geniş yer aldı bu gelişme.
Jacinda Ardern, geçen yıl Christchurch’deki camide yaşanan terör saldırısından sonraki sağduyulu duruşuyla büyük takdir toplamıştı.
Avustralya ise tam bir ay önce (12 Mart’da) korona ile mücadele de yol haritasını hayata geçirdi.
Söz konusu süre zarfında, virüsün yayılma hızında en düşük rakamlar gözlendi. Son 48 saatte 62 yeni bildirim ile birlikte, ülke genelindeki toplam vakıa sayısı, 6.347. Bunlardan da 61’inin vefat ettiği kayıtlara geçti.
Mücadele kapsamında alınan tedbir ve ekonomik teşvik paketlerine geçmeden önce, izlenen yoldaki başarının temelinde yatan faktörleri de göz ardı etmemek gerekiyor.
Avustralya’nın takdir edici tarafı, hiç şüphesiz sürecin ilk gününden beri şeffaf şekilde konu hakkında toplumun bilgilendirilmesi oldu.
Tek adam rejimiyle yönetilen Türkiye ve benzeri bazı ülkelerin yaptığı gibi vatandaştan bir şey saklanmadı.
Mesela NSW Eyaleti’nde ilk günden beri, her sabah gelişmeler ile ilgili açıklama yapılıyor.
Her gün sabah 8’de Eyalet Başbakanı, Emniyet Müdürü ve Sağlık Bakanı ortak şekilde, hem de canlı yayında toplumu bilgilendirip, tüm ayrıntıları toplumla paylaşıyorlar.
Ayrıca en sıcak gelişmeler, kısa aralıklarla cep telefonları ve çeşitli iletişim araçlarıyla insanlar haberdar ediliyor.
Federal Hükümet ise; koronavirüs ile mücadele de, eyaletlerdeki uzmanlarında katkısıyla Sağlık Koruma Komitesi (AHPPC) ile birlikte aldığı kararları ve önlemleri hayata geçirdi.
Federal Başbakan Scott Morrison, özellikle bu uygulamanın önemini ‘ulusal birlik ruhu içinde, çalışma konusunda verdikleri desteklerden dolayı bilhassa Eyalet Hükûmetlerine teşekkür ediyorum’ diyerek vurguladı. İktidardaki Liberal-Ulusal Koalisyonu ile ana muhalefet İşçi Partisi tam bir ahenk içinde çalıştı.
Başbakan ‘Biz çok güçlü bir ülke ve çok güçlü bir halkız’ mesajı verdi.
Ne yazık ki; Türkiye’de şu zor günlerde bile ucuz siyasi hesapların yapılması, insanı hayrete düşürüyor. AKP iktidarı, muhalif belediyeleri saf dışı bıraktığı gibi, ihtiyaç sahibi vatandaşlar için başlatılan yardım kampanyalarına bile tahammül edemedi.
Başbakan Morrison, vatandaşa IBAN numarası verip, bağışta bulunmalarını istemedi.
Yaklaşık 6,5 milyon vatandaşı kapsayan ve 3,5 milyona yakın işletmeyi içeren teşvik ve destek paketi açıkladı.
Tabii mevcut bütçe açığını kapatma hedefinde güçlü bir ekonomi politikası izleyen Federal iktidar için, hiç de kolay olmadı bu kararları almak.
Çünkü bu uygulamayla milyonlarca işsiz, kapanan şirketler ve belki de uzun bir süre kolay kolay kapanamayacak bütçe açığı söz konusuydu.
Teşvik paketinde, küçük orta işletmeleri ve diğer sektörleri destekler mahiyette 17,6 milyar dolarlık bir ekonomik plan uygulamaya konuldu. Çalışanların işten çıkarılmaması için şimdilik 6 ay devam edecek olan JobKeeper programı adı altında 130 milyar dolarlık ödenek ayrıldı.
Başbakan, aynı zamanda çalışanlara güçlü bir moral vererek: “Size ve ailenize yardımcı olmak için, 130 milyar dolarlık JobKeeper planımız, işvereniniz tarafından ödenecek olan iki haftada bir 1500 dolarlık sübvansiyon ile altı ay boyunca size destek olacak” dedi.
Dünya bu virüs belasıyla ve önemli zorluklarla uğraşırken, ülkede sokağa çıkma yasağı değil ama evde kal çağrısı yapıldı. Sürekli vatandaşlara bu telkinde bulunuldu.
Sosyal mesafe kuralları gereği restoranlar ve cafeler kapandı. Sadece takeaway alışverişe ve siparişlere izin verildi.
Okulların açık kalması tavsiye edildi. Ancak öğrencileri gönderip, göndermeme velilerin takdirine bırakıldı.
Sydney’in dünyaca en ünlü plajları kapandı. Hatta insanların sosyal mesafe kurallarını ihlal etmesi nedeniyle sahilde yürüyüş yapanlara bile izin verilmedi. Birçok insan yaşam alanlarını, alışkanlıklarını ve ailelerinin ihtiyaçlarını koronavirüs dönemi boyunca izlenecek programlara göre uyarlamak zorunda kaldı.
Eyaletler, zaruri durumlar ve sağlık sebepleri dışındaki seyahatleri kısıtlayarak, sınırlarını kapattı.
Ülke bir anda izole oldu.
İlk hafta Centrelink ofislerinin önündeki uzun kuyruklar ve süpermarketlerdeki ufak tefek bazı tatsız olayların dışında, bir olumsuzluk yaşanmadı.
Hava ulaşımının durmasıyla, bu sektörde çalışanların neredeyse hepsi işinden oldu.
Sokağa çıkma yasağı nedeniyle, birçok işyeri de kapısına kilit vurdu.
Mesela, 120 yıllık ticari geçmişe sahip, köklü mağazalar zinciri MYER, geçici süreliğine de olsa, ülkedeki tüm mağazalarını kapatma kararı aldı. 10 binden fazla çalışanı işsiz kaldı.
MYER’in CEO’su, 120 yıllık kurumun, en zorlu kararlardan birini almak zorunda kaldığını söyledi.
Burada adını saymakla bitiremeyeceğimiz bir çok tanınmış, önemli firma, benzer kararlar aldılar.
Perakendeciler Derneği’nin, süreçle ilgili araştırmasına göre satışlarda; yüzde 40 ile 60 oranında düşüşler yaşandı.
Şu bir gerçek ki, artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Ama hayat devam ediyor.
Bu arada evden çıkmamayla ilgili de farklı çözümler dile getiriliyor.
Milyonlarca Avustralyalı, Hükümetin ücret sübvansiyon programına kaydolurken, uzmanlar da ‘kriz dönemini fırsata çevirme’ ilkesiyle bu zamanın iyi değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekiyorlar.
Mesela, Küçük İşletmeler Birliği Genel Müdürü Peter Strong, hem işveren, hemde çalışanların online eğitim sistemiyle becerilerini geliştirebilecekleri ve daha iyi kariyerlere sahip olunabileceğine işaret etti.
Kısacası, koronanın Avustralya’daki etkisi ve alınan tedbirler bu şekilde.
Peki Türkiye’de?
Uygulanan yanlış siyasi politikalarla, ekonomi dibe vurmuş, içi boşaltılan ülke hazinesi de korona ile ilgili mücadeleye cevap veremediği için, sağlık sistemi felç.
Neredeyse günde 100’e yakın insanımız koronadan hayatını kaybediyor.
Toplumun devlete olan güvenci kalmadığı için, sokağa çıkma yasağı uygulaması uzayabilir endişesiyle, vatandaş marketlere hucüm ediyor.
Herkes tedirgin.
Üzülmemek elde değil.
Adı haksız uygulamalar ve zulümlerle zirve yapan İçişleri Bakanı’nın, istifa tiyatrosu bile, her şeyi anlatmaya yetiyor.
Sadece siyasi şovdan ibaret olan “Hiçbir virüs, bizim tedbirlerimizden daha güçlü değildir” ifadesinin ne kadar boş ve ülkeyi ne hale getirdiği ortada. z.polat@zamanaustralia.com.au
Tuesday, 28 May 2019
Terörün panzehri, bu programlardır: Diyalog Vakfı’nın parlamento iftarına katılan renkli simalar, anlamlı mesajlar verdi
ZAFER POLAT-SYDNEY
Affinity Kültürlerarası Diyalog Vakfı ile Çokkültürlülük, Spor ve Gaziler Bakanlığı’nın ortaklaşa gerçekleştirdiği iftara 300 kişiden fazla iş, sanat, spor, askeri, siyaset, medya kuruluşlarının temsilcileri ile çeşitli sivil toplum kuruluşları, farklı inanç temsilcileri ve sendika yöneticileri katıldı.

Ramazan dolayısı ile geleneksel ‘Dostluk ve Diyalog İftarı’nın bu yıl 11. si gerçekleşti. Parlamento’daki iktidar ve muhalefet kanadı ile ortaklaşa iftar yemeği veren Affinity Kültürlerarası Diyalog Vakfı’nın ülkede başlattığı ‘Parlamento’da iftar’ davetine, birbirinden farklı simalar katıldı. Affinity Kültürlerarası Diyalog Vakfı ile Çokkültürlülük, Spor ve Gaziler Bakanlığı’nın ortaklaşa gerçekleştirdiği iftara 300 kişiden fazla iş, sanat, spor, askeri, siyaset, medya kuruluşlarının temsilcileri ile çeşitli sivil toplum kuruluşları, farklı inanç temsilcileri ve sendika yöneticileri katıldı. Avustralya’nın en eski parlamentosunda gerçekleşen iftar, çok sıcak bir ortamda geçti. Ezanın okunmasıyla parlamento binasındaki ortam, çok daha farklı bir ortama dönüşürken, ülkenin önemli haber kanalı ABC’nin anchormanı Kumi Taguchi’nin sunuculuğu geceye ayrı bir renk kattı.Yeni Zelanda ve Sri Lanka’da yaşanan terör olayının lanetlendiği gecede, her iki ülkenin Sydney Başkonsolosları böyle anlamlı bir gece nedeniyle ev sahiplerine teşekkür ettiler.
‘PARLAMENTO’DA İFTAR VERME’ GELENEĞİNİ DİYALOG VAKFI BAŞLATTI:
Vakıf Koordinatörü Ahmet Orhan Polat, Affinity Kültürlerarası Diyalog Vakfı’nın, ‘Parlamento’da iftar yemeği’ geleneğinin 10 yıl önce başlatıldığını hatırlattı. Sydney’de ve ülkenin diğer bölgelerinde organize edilen iftar programlarına pek çok Müslüman ve olmayan davetlilerin katıldığını belirten Ahmet Orhan Polat, “Bu programlar, Avustralya halkı tarafından benimsendi” dedi. İftar sofralarının ortak paydasının, insani değerlerin ön plana çıkması olduğunu belirten Polat, barış ve uyum kavramlarının güçlenmesine katkı sağladığını belirtti. Polat; “Bu güzel ve keyifli etkinlik bizlere farklı geçmişlerden, etnik kökenlerden, kültürlerden ve dinlerden bireylerle bir araya gelme, iletişim kurma, yeni arkadaşlıklar kazanma ve güçlü bağlantılar kurma fırsatı verdi.” Diye konuştu.
BAKAN: RAMAZAN DUA İÇİN ÖZEL BİR AN
Çokkültürlülük, Spor ve Gaziler Bakanı John Sidoti de programda, Başbakan’ın selamlarını ileterek, konuşmasına başladı. Göreve yeni geldiğini ve Ramazan ayı gibi önemli bir dönemde göreve başladığını belirten John Sidoti; “Çokkültürlülük Bakanı olarak atandığım yeni görevim itibarı ile, çeşitli iftar yemeklerinde buluşmayı ve paylaşmayı dört gözle bekliyorum. Ramazan, dua için yılın özel bir anı. İslam’ın beş şartı olan oruç, öz disiplin ve şefkatin gelişmesine yardımcı olur. NSW Hükümeti adına size ve ailenize huzurlu bir Ramazan geçirmenizi diler, Affinity Kültürlerarası Vakfı’na da teşekkür ederim” dedi.
Muhalefet Gölge Çokkültürlülük Bakanı Sophie Kotsis de konuşmasında, şunları söyledi: Affinity Vakfı, 10 yıldan fazla bir süredir Meclis Binasında iftar organize ediyor. Bu gece, çok kültürlü barış ve uyuma inanmayanlara, NSW toplumunun her zamankinden daha büyük, daha güçlü ve daha birleşik olduğunu göstereceğiz. Affinity Kültürlerarası Diyalog Vakfı’na teşekkür etmek istiyorum” dedi.
Program, Amity Koleji ilkokul öğrencilerinden oluşan koronun Aborjin Ses Sanatçısı Walangari Karntawarra eşliğinde seslendirdiği müzik performansının ardından, Avustralya’nın tanınmış futbolcularından Craig Foster’e Hakan Şükür’ün imzalı Galatasaray forması hediye etmesiyle sona erdi.
İFTAR PROGRAMINDAN GÖRÜŞLER:

Bill Dobbie, Yeni Zelanda Sydney Başkonsolosu:
Christchurch terör saldırısı karşısında gösterdikleri birlik ve beraberlikten dolayı, Avustralya toplumuna ülkesi adına teşekkür etmek istediğini belirten Yeni Zelanda’nın Sydney Başkonsolos Bill Dobbie, terörü bir kez daha lanetleyerek, Başbakan Jacinda Ardern’in Christchurch’teki ulusal anma töreninde yaptığı konuşmayı hatırlattı. Affinity’nin, aradaki engel ve duvarları ortadan kaldıran iftar programının önemli olduğunu vurgulayan Başkonsolos Dobbie; “‘Kültürlerarası Diyalog Vakfı, Ramazan ayında farklı inanç, kültür ve milletten birçok insanı bir araya getiriyor. İftar sofralarında aradaki engelleri yıkmamıza yardımcı olduğu için Affinity’e teşekkür ederim. Hepinize hayırlı Ramazanlar dilerim’.
Abdul Rahim, Sri Lanka Sydney Başkonsolosu:
Ülkemizde yapılan terör saldırısında hayatını kaybedenlerin ailelerinin acısını yaşıyoruz. Bugün bu acıyı paylaşma adına burada bu imkanın verilmesi nedeniyle Diyalog Vakfı’ına teşekkür ederim. Terörün her türlüsünü lanetliyoruz. Gerek ülkemizde gerekse Yeni Zelanda’da hayatını kaybedenleri rahmetle anıyorum. Görüldüğü gibi, Yeni Zelanda’da camiye, ülkemiz Sri Lanka’da ise kiliseye saldıran teröristler, onlarca insanın ve masumun hayatına kast ettiler. Bugünkü hoşgörü ve diyalog ortamı, terörizme verilecek en büyük cevaptır.
Chin Tan: Ayrımcılıkla mücadele ve Avustralya İnsan Hakları Komisyonu Başkanı
Ramazan kültürü, hayırseverlik gelenekleriyle modern Avustralya’nın en güzel yüzlerinden biridir. Bir topluluk olarak, komşularımıza karşı daha şefkatli olmayı zorlayan gelenektir. Avustralya İnsan Hakları Komisyonu, toplumun tüm üyelerinin insan haklarına saygı duyulmasını ve korunmasını sağlamayı taahhüt eder. Müslüman-Avustralya topluluklarını kültürel ve dini inançlarını ifade etmede güvende hissetmeleri için desteklemeye devam edeceğiz. Sizinle, yaptığımız ulusal görüşmelerin bir parçası olarak, daha kapsayıcı ve saygılı bir Avustralya oluşturabileceğimiz konusunda insanlarımızla işbirliği yapmayı dört gözle bekliyorum.
Craig Foster, Eski futbolcu ve İnsan Hakları İzleme Üyesi:
Bu akşam bu salondaki toleransı, hoşgörüyü ve güzel duyguları dışarıya taşırmak lazım. Sofrayı paylaşmak ve anlayışımızı geliştirmek için farklı kültür ve dinlerden insanları bir araya getiren bu yılki Parlamento iftarına katılmaktan mutluluk duyuyorum. Birbirimizi anlamak, evrensel değerlere sahip bir toplum inşa etmemizi sağlayacaktır. İnsan hakları ve hukukun üstünlüğü çok önemli. Bunların hepsi Ramazan ayında kapsanmaktadır, çünkü bu ay içinde insanlar yiyeceklerini, kazandıklarını paylaşırlar ve en önemlisi daha geniş topluluklarla etkileşime girerler.
Pauline Wright, NSW Sivil Özgürlükler Konseyi Başkanı:
Ramazan’ın anlamını yansıtmak, bizi bir araya getirir ve paylaşmanın, başkalarına yardım etmenin, yüreklerimizi ve zihinlerimizi açık tutmanın, günlük yaşamlarımızı ve değer verdiğimiz ilişkileri aydınlatacak düşünce ve eylemlerimizi yeniden hizalamanın önemini hatırlatır. Şefkat ve nezaket, bağlantı yoluyla büyür. Bir yemeği paylaşmak için bir araya gelmek, kültürler arasında, cinsiyette, inançlarda birbirine bağlanmak için yapabileceğimiz en basit ama en önemli şeylerden biri ve Affinity Kültürlerarası Vakfı İftar Programı’nın bir parçası olduğum için onur duyuyorum
Hakem El-Araibi: Futbolcu
Sadece spor dostluklara vesile olmuyor, aynı zamanda bu tür iftar programları çok güzel dostluklara da vesile oluyor. Avustralya çokkültürlü ve hoşgörü ülkesi. Bildiğiniz gibi yakın bir zaman öncesine kadar, Tayland’da gözaltına alındım. Avustralya’nın Tayland Büyükelçisi, Müslüman olduğum için cezaevine Kur’an-ı Kerim getirdi. Bu hoşgörü çok önemli ve herkes buna katkıda bulunmalı.
Tuesday, 21 August 2018
Bayram, ellerimizi rahmetin yağması için açmaya vesile
Avustralya, son elli yılın en kurak günlerini yaşıyor. Tabiri yerinde ise kuraklık, etkilerini iliklere kadar hissettirmeye başladı. Geçen hafta kuraklığın en büyük etkisinin görüldüğü NSW Eyaleti “yüzde 100” kuraklık bölgesi ilan edildi. Kıtanın tarım ürünlerinin dörtte birini karşılayan eyalette, krizin etkilerini en aza indirmek için çeşitli tedbirler alınıyor.
Zafer Polat
Öyle ki, hükümet kangurular için öldürme izni bile vermek zorunda kaldı. Arazi ve meraların çölleştiği, ot kıtlığı nedeni ile hayvanlar yiyecek bulmak için yerleşim birimlerine kadar yaklaşıyorlar.
Aslında bugün 25 milyona ulaşan nüfusu ve güçlü ekonomisi ile Kıta Ülkesi, kuraklık afetine yabancı değil. Avustralya’nın federasyona geçişinden yani 1901 yılından beri tutulan istatistiklere göre; belli aralıklarda toplamda 19 kez bugünkü afet gibi kuraklık yaşanmış. Ancak, 2018 ‘en kurak yıl’ olarak kayıtlara geçti. Aynı zamanda bu yılın sonbahar yağışları 116 yıldan bu yana en düşük seviyesinde…
ANCAK, ÜÇ -DÖRT AYLIK SU KALDI
Bir yıldan fazla bir zamandır kayda değer yağmurun yağmadığını söylüyor, kuraklığı iliklerine kadar yaşayan Upper Hunter bölge sakinleri. Üç veya dört ay yetecek kadar kalan sularını en tasarruflu şekilde kullandıklarını söylüyorlar. Hatta çamaşırları haftada sadece iki defaya, banyo yapmayı ise dakikalara sığdırmışlar.
Federal Başbakan Malcolm Turnbull, asrın en kötü kuraklığını geçiren eyalette çiftçilere, yerel grup ve şirketlere verilecek maddi desteğin 1,8 milyar dolara çıkarıldığını açıklamak için Pazar günü Forbes’deydi. Başbakan, yaptığı ziyaretler sırasında zaman zaman çaresizlik içindeki çiftçilerin serzenişiyle de karşılaştı. Kuraklıktaki vahim durum ve çiftçilerin karşı karşıya olduğu en dramatik tablo ise, Başbakan’ın NSW’in Dubbo kasabasındaki ziyareti sırasında yaşandı. Çevredeki kuraklığı fotoğraflayarak farkındalık kampanyası düzenleyen Edwina Robertson, Başbakan’a “Durum basına yansıyanlardan ve gördüğünüz her şeyden daha kötü. Her gün bir çiftçi ailesini ziyaret ediyorum ve bir gün çok geç kalmış olabileceğimden endişeleniyorum. Durum bu kadar kötü” diye konuştu. Üzüntülerini ağlayarak ifade ediyordu Robertson, hatta konuşmakta zorlanıyordu.
Gerçekten zor bir durum…
Başbakan ise bu gerçek karşısında, “Çiftçilerimiz dayanıklıdır, iyi yöneticilerdir ama bazen başa çıkması zor zamanlar olabiliyor” diye teselli etmekle yetinebildi. Upper Hunter’da kendisinin de koyun ve sığır çiftliği sahibi olan Başbakan Turnbull, bunun gördüğü en ağır kuraklık olduğunu teyit etti. Hükümetin verdiği maddi desteğin aileleri az da olsa rahatlatcağını söyleyen Turnbull, kuraklık nedeniyle mali sıkıntı yaşayan çiftçilere Çiftlik Hanehalkı Tahsisatı (FHA) kapsamında daha fazla yardım sağlama konusunda söz verdi.
KURAKLIK, YARDIMLAŞMA DUYGULARINI PERÇİNLEDİ
Kuraklık özellikle çiftçileri canından bezdirirken, diğer taraftan da ülke insanının civanmertliği, yardımlaşma duygusunu ve empati duygularını adeta perçinledi. Bir nevi, Kur’anı-ı Kerim’de geçen ifade ile; “Sizin için şer gibi gözüken bazı şeyler hayır, hayır bildiğinizde şerdir” ayetinin tecellisi gibi… Bu yardımlaşma duygusu da böyle bir durum…
Tabi ki, belâ ve musibetler istenmez. Ama gelince de çekiliyor ve farklı durumları da beraberinde getiriyor. Bu doğal felaket de, toplumun dayanışmasına bir çok örnekleri beraberinde getirdi. Ülkenin bir ucundan bir ucuna yapılan bağışlar ve başlatılan kampanyalar, gerçekten takdire şayan…Rapid Relief Team (RRT) yardım kuruluşu tarafından düzenlenen kampanyada yarım milyon dolar değerinde tonlarca saman, 16 büyük kamyonla, 3500 kilometre yol kat edilerek NSW’in Orta Batı’sındaki Condobolin’e ulaştı. Ulusal Çiftçiler Federasyonu Başkanı Fiona Simson da başlatılan yardım kampanyası ile toplanan ve 4 milyon doları aşan rakam karşısında mutluluğunu; “Ülkemizin cömertliği adeta yağmur gibi yağdı” diye özetledi. Toplumun birlik ve beraberliğine dikkat çekildi. Yer yer Başbakanın Avustralya’nın çok kültürlülük başarı öyküsünün ayrılmaz bir parçası olarak nitelediği Müslüman toplumda kendisine düşeni ortaya koyma çabasında.
MÜSLÜMANLAR YAĞMUR DUASINA ÇIKTI
Bayramın manevi atmosferine girdiğmiz şu günlerde ülkedeki farklı Müslüman gruplar, kuraklık için Cenabı Hakk’ın engin rahmetine sığınarak toplu yağmur duasıyla katkıda bulunuyorlar. Ayrıca ülke çapında Bayram Namazı’nda toplanacak yardımların, kuraklık karşısında zor günler geçiren çiftçilere bağışlanacağı duyuruldu.
Kilometre başına yalnızca iki kişinin düştüğü ve dünyanın en az nüfus yoğunluğuna sahip ülkesi Avustralya’nın bu sıkıntıları aşma mücadelesi devam ederken, doğal afetlerden zarar gören ülkelerin yardımına koşma çabası da takdire şayan. Bir yandan yüzyılımızın global problemi sayılan iklim değişikliğinin getirdiği olumsuzluklarla mücadele ederken, bir yandan da dünyanın farklı noktalarında meydana gelen afetlere karşı, hayatta kalma mücadelesi veren insanların yardımına koşmaya çalışıyor. En yakın komşuları başta olmak üzere, bir çok ülkenin acılarını paylaşmakta. Gerek mesleğinde tecrübeli insan gücü ile gerekse de maddi yardımlarla imdadına yetişiyor. Herhalde komşuları ile sıfır problem yaşamayan, güçlü toplum, güçlü devlet tarifi bu olsa gerek. Galiba ‘Acılar paylaşıldıkça azalır’ sözü bugünler için söylenmiş.
Şu mübarek günleri fırsat bilerek, ellerimizi Cenab-ı Mevlaya her açtığımızda Kurban Bayramı hürmetine ülkenin bu felaket ve mağduriyetten, kurtulması için dualarımızı eksik etmeme dileği ile Bayramınız Mübarek olsun. z.polat@zamanaustralia.com.au
Saturday, 23 June 2018
G20 Brisbane: ‘Sekiz İyi Adam’ ve hatırlattıkları!
G20 Brisbane: ‘Sekiz İyi Adam’ ve hatırlattıkları!: ‘Sekiz İyi Adam’ ve hatırlattıkları! Zafer Polat http://zamanaustralia.com/zafer-polat/2018/06/sekiz-iyi-adam-ve-hatirlattiklari San...
Tuesday, 19 June 2018
‘Sekiz İyi Adam’ ve hatırlattıkları!
‘Sekiz İyi Adam’ ve hatırlattıkları!
Zafer Polat
Sanatçı Ertuğrul Erkişi’nin projesini yaptığı, ‘8 Değer, 8 İyi Adam’ isimli CD’yi her zaman duygulanarak dinler, her defasında hüzünlenirim. Hele maddi zorluk ve sıkıntılardan dolayı ay sonunu iple çekip, günlük ihtiyaçlarını veresiye alışveriş yaparak karşılayan çilekeş insanların, bakkal defterindeki borçlarının, “meçhul bir hayırsever” kahraman tarafından sıfırlanışını anlatan ‘Yardımseverlik - Defter’ isimli eser, yüreğimizi burkuyor...Minik Değerler Grubu çocukları tarafından seslendirilen eserlerden birini yazdık, diğerlerinin de isimleri şöyle; Doğruluk…Ahi Evran…Terazi…Sabır…Şeyh Edebali…Adalet…Hz. Ömer… Devlet Malı…Dostluk… Hz. Mevlana…Saygı…Yavuz Sultan Selim…Öz Denetim…Mehmet Akif Ersoy…Sorumluluk ve Nene Hatun…
Bu eserler çok anlamlı. Şarkıların her biri, özellikle çocukları yüksek ahlaki değerler etrafından topluyor. Anadolu insanının civanmertliği, fedakârlığı ve sahip olduğu faziletlerini anlatması bakımından ayrı bir önem taşıyor. Hele hele, adaletin, hak ve hukukun rafa kaldırıldığı…Yargının iktidarın paspasına dönüştürüldüğü…Yargıçların düğmesiz cübbelerinin, zulüm urbasına çevrildiği... Zulme, işkenceye, haksızlığa uğrayan mazlumların hakkını arayamadığı... Hakim ve savcıların iktidarın birer sopalı memuruna dönüştüğü ve AKP’li olmayan herkesin ‘‘terörist’’ damgasına maruz kaldığı günümüzün Türkiye’sinde, evrensel insani değerleri enfes bir şekilde yorumlanarak-söylenmesi erkek-kadın, genç-yaşlı ve çocuk olmak üzere herkesin gönlünde ve belleğinde yer etmesi, eserin ayrı bir güzelliği.
Atfedilen değerler, Avustralya’da da toplumumuzu yer yer gururlandırıp, sitayişle bahsedilmesine vesile olmuş. Selimiye Vakfı’nın Onursal Başkanı Sayın İbrahim Dellal, Işık Koleji ismiyle eğitim hizmetine başlayan Sirius’in ilk yıllarındaki hatırasını yeri geldiğinde hep anlatır. Toplumumuzda heyecan ve sevinçle karşılanan okulun açılışı aşamasında başından geçen bu anekdotu, sohbet ortamlarında her zaman dile getirir. Kolejin şimdiki merkez kampüsünün alınıp 1997 yılında eğitim-öğretime hazır hale getirilmesi sırasında İbrahim abi ile Eğitim Bakanlığı’ndan bir yetkili arasında geçen konuşma şöyle yaşanır: İbrahim abi, yetkilinin okulun hazır hale gelmesi için en az üç ay sürer dediği tamir, bakım ve onarım işini üç günde bitirdiklerini söyleyince şaşırıyor ve bunun imkansız olduğunu ifade ederek İbrahim abiye, ‘‘Size kim yardımcı oldu? Diye sormuş ve o da ‘‘Melekler’’ diye cevap vermiş. Bakanlık yetkilisi bu cevap karşısında şok içerisinde “Ciddi misin?” deyince, İbrahim abi de tekrar aynı cevabı vermiş. Yetkili, “Siz bana Osmanlıları hatırlattınız” diye söyleyince, İbrahim abi de ‘‘Bununla ne demek istediğini sorunca” tarihe geçecek şu cevabı almış “Dedemiz bize Osmanlılar bir şey yapacaklarını söyledikleri zaman onu mutlaka yerine getirirler” derdi. Ama siz bir söyleyip, iki yaptınız. Sizi tebrik ediyorum. Onları da geçtiniz” demiş.
Bunlar bizi ne kadar mutlu etse de, Türkiye’nin geldiği şimdiki vahim durumu da bir o kadar derinden üzüyor. Geçenlerde bir gazeteci katıldığı programda Türkiye’de toplumun geldiği durum ile ilgili ilginç bir konuya değindi. İşaret ettiği nokta, aynı meslek grubundan veya farklı iş kollarında faaliyet gösteren esnafların komşuluk ilişkisi ile ilgiliydi. Önceden diyor gazeteci-yazar, esnafın bir işi çıktığında işyerinde başka çalışanı yoksa, işyerini komşusuna teslim ederdi. Şimdi ise diyor, teslim etmeye güvenemediği için kapatıp gitmek zorunda kalıyor, şeklinde bir yorum yapmıştı. İşte Türkiye’nin şimdiki iktidarı Anadolu insanının, esnafının, tüccarının bu güzel hasletini ortadan kaldırdı maalesef. Yazarın bahsettiği bu eşsiz esnaf dayanışmasını bizzat yaşadığım için, verdiği örnek beni de çok etkiledi. Gerçi bu bahsettiğimiz konuya gelinceye kadar daha hayati ve önemli bir çok meseleler de var ama bu misal, küçük yaşlarda çalıştığım işyeri ve bulunduğu çarşıda ki şahit olduğum günleri hatırlattı bana. İlkokula gittiğim yıllarda sabah ve öğrenci devresi vardı. Yaşanılan günün şartlarından dolayı, okuldan sonra veya önce, tatillerde dahil hep çalışırdık. Ortaokula kadar yemeni ve lastik ayakkabı satan bir işyerinde çalışıyordum. Bulunduğumuz çarşıda bazen yan komşumuz, bazen karşı komşumuz acil bir işi çıkıp gideceği zaman işyerini ya bize veya başka bir esnafa gönül rahatlığı ile teslim eder, gözü arkada kalmazdı. O işyerine müşteri geldiği zaman da teslim ettiği esnaf, sahibini aratmadan satışı yapar ve hatırladığım kadarı ile ya bir kağıda sattığı ürünün ne kadar olduğunu yazıp işyerinin kasasına parayı koyar ya da yanına alıp sahibi gelince teslim ederdi. Hangi partiden, hangi düşünceden, hangi fikirden olduğuna bakılmazdı. Bu esnaf dayanışması sadece bununla da kalmaz, öğle yemeği yiyecekleri zaman birbirilerine ikram da bulunur, sofralarını paylaşırlardı. Velhasıl yazmakla, anlatmakla bitiremeyeceğimiz bir çok güzel hasletleri vardı, Anadolu esnafının.
Komşuluk ilişkilerini, bir siyasi gelenek için karpuz keser gibi ikiye ayıran AKP iktidarında gelinen durumu, Hizmet Hareketi mensuplarına yapılan tiksindirici şu hadise de göz önüne sermesi açısından ibretlik. Eşi KHK ile veya F....cü yaftası ile tutuklanan hanımefendi, kirasını ödeyemediği için insanımızdan kendisine sahip çıkmasını beklerken ev sahibinin namusuna göz dikmesi ile karşılaşıyor. Fırsat düşkünü insanları ile ülke artık tefessüh etmiş bir toplumun resmini gösteriyor.
Yandaş medyanın yazarlarından biri de binlerce vakalardan sadece bir iki tanesini köşemize taşıdığımız bu esef verici hadiseler Türkiye’de olmuyormuş gibi ve bunları yazmaya cesaret edemedikleri için başka halkların ve ülkelerinin insanlarına yapılan zulümleri konu ediyor. Yazıda Türgev ve Diyanet Gençlik’in, Doğu Türkistan’dan kaçıp Türkiye’ye sığınan mağdurlara Türk milletinin geleneksel konukseverliğini sunuyor’ diye methiyeler sunuluyor.
Bir önceki yazımızda da vurgulamıştık, Dünyanın neresinde olursa olsun ve kimden gelirse gelsin, insanlara yapılan zulüm kabul edilemez. Hamile kadınları, anne sütüne muhtaç yavruları, yeni doğum yapmış loğusa anneleri, kanser hastası olan suçsuz yere cezaevine konulan mağdurların tedavisine izin vermeyen, aileleri en kederli gününde mezarlıkta bile gözaltına alan siyasi iktidarın ve zihniyetin kendi insanına reva gördüğü bunca zulmün Çin’in, Doğu Türkistan halkına yaptığından ne farkı var. Türk milletinin geleneksel konukseverliğine kara bir leke süren bu zihniyete olsa olsa kendi insanına zulümperverlik denir! z.polat@zamanaustralia.com.au
Tuesday, 29 May 2018
Hizmet Gönüllüleri ve çektirilen acıları duyurabilmek!
http://www.zamanaustralia.com/zafer-polat/2018/05/hizmet-gonulluleri-ve-cektirilen-acilari-duyurabilmek
Zafer POLAT
SBS Haber Kanalı geçtiğimiz günlerde IŞİD’in esiri olan Yezidi bir annenin dramatik hayatını gündeme getirdi. Irak’ın kuzeyinde IŞID kontrolünde bulunan bölgede köle pazarında 45 ABD dolarına satılan, gerçek kimliği açıklanmayan ve Delal ismini kullanan 31 yaşındaki kadın, şimdi Avustralya’da yeniden hayata tutunmaya çalışıyor. Dört çocuklu anne, son çocuğunu Rakka’da IŞİD’ın kontolündeki cezaevinde dünyaya getirmek zorunda kalmış. Hamile iken kocasından ayrı düşen Delal eşi dahil akrabalarının 40’tan fazlasının nerede olduğunu bile bilmiyor. IŞİD’in elinde tutsak iken, sağ kurtulacağı umudunu da kaybetmiş.
İçişleri Bakanı Peter Dutton da SBS News’e, gündeme getirdiği bu hazin hikaye üzerine, Avustralya’nın Irak’ta ve Suriye’de hâlâ IŞİD’in elinde esir tutulan Yezidilere yardım etmek istediğini söyledi. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin Sincar’da meydana gelen olayları soykırım olarak adlandırması ve gelecekte yapılacak yargılamalar için kanıt toplaması için bağımsız bir heyet oluşturması üzerine Bakan Dutton da, hem Delal’ın yakınlarının Avustralya’ya getirilmesi konusunda, hem de soykırım araştırmaları ile ilgili üzerine düşeni yapacağını ve Federal Polisin bu heyet içerisinde görev alabileceğini söyledi. Gerçekten inanılmaz derecede korkunç ve bu yüzden Avustralya’nın bu insanlara destek sağlama görevini üstlendiğini ifade eden Bakan, IŞİD zulmünün dünyada bir benzeri daha olmadığını söyleyip, örgütü barbar hayvanlar olarak niteledi. Ben de diyorum ki, var Sayın Peter Dutton var. Adına soykırım, zulüm, işkence, zalimlik ne diyecekseniz, diyebileceğiniz IŞİD benzeri bir muamele, şu anda Türkiye’deki cezaevlerinde de var. Hem de IŞİD’in yaptığının daha fazlasıyla…
Dünyanın neresinde olursa olsun ve kimden gelirse gelsin, insanlara yapılan zulüm kabul edilemez. Renginden, dilinden, kültüründen, yaşayışından dolayı özgürlüğü elinden alınamaz. Din veya mezhep farklılığından dolayı IŞİD’in elinde insanlık dışı muamelelere maruz kalan Yezidi kadınların çektiğinden daha fazlası şimdi Türkiye’de, Hizmet Hareketi gönüllülerine yapılıyor. 15 Temmuz darbe tiyatrosundan sonra zalimiliği tescillenmiş bir diktatörün emri ile ülke adeta yarı açık cezaevi haline geldi. Hizmet Hareketi mensuplarına yönelik bitmek bilmeyen cadı avında şimdiye kadar kamu ve özel sektörde 150 bin civarında insan işten atıldı. Yaklaşık 50 bin kişi ise cezaevine gönderildi. 17 bin kadın 705 bebeği ile demir parmaklıklar arasında yaşamaya mahkum edildi. Bütün demokrasilerde ve dinlerde suçu delilleri ile ispat edilmiş olsa bile bir kadının hamileyse veya yeni doğmuş bebeği varsa cezası ertelenir. Tarihte hiç bir zaman loğusa bir kadın, bebeği ile hapse atılmamış. Günümüzün Türkiyesi’nde bu kötülük ancak Erdoğan rejimine nasip oldu. Zalimin zulmünü alkışlamayan, büyük bir cesaretlilik ve açık sözlülükle bu konuyu gündeme getiren ünlü sinema sanatçısı İlyas Salman’ın attığı şu tweet, ne kadar da mânidar ‘Bazı cemaatler, “Dinsizlere karşı ve başörtüsü için Erdoğan’ı destekleyeceğiz” demiş. Oysa, Erdoğan’ın hapse attığı ‘başörtülü bacı’ sayısı 17 bin ve 700 de bebek. Dünyada hiçbir ‘dinsiz ve kafir’ bu kadarını yapmamış.
Zulümden kaçarken Meriç’in ya da Ege’nin azgın sularında, kucaklarında bebekleri ile hayatını kaybeden ve cesetlerine bile ulaşılamayan masum insanlar…O kadar fazla haksızlık, zulüm ve insanlık dışı muamelelere maruz kalan Cemaat mensubu var ki, hangisini yazalım. Daha geçenlerde Olağanüstü Hal (OHAL) ile çıkarılan KHK’yla işinden ihraç edilen ve Almanya’da oturum alan eşine kavuşmak için kaçak yollarla Meriç’i geçerek 3, 7 ve 10 yaşlarındaki çocukları ile Atina’da yaşamaya başlayan Esma Uludağ’ın, felç ve kalp krizi sonucu hayatını kaybetmesi, yüreklerimizi dağladı. Yunanistan’da, Almanya’da başvurusu kabul olan eşini ve aile birleşimi işlemlerinin tamamlanmasını bekleyen Esma Uludağ’ın yaşadığı acılara, kalbinin daha fazla dayanamadığının haberini ise sessiz yığınlara inat, Yunanistan’ın saygın ve köklü gazetesi To Vima geniş yer vererek yayınladı.
Şimdi yaklaşan seçimler dolayısı ile artık tükenmişliğini ilan eder gibi 2002’deki seçim vaatlerinin benzerini 2018 vaatleri diye topluma empoze etmeye çalışan iktidar, yukarıda saydığımız insanlık dışı muameleler, sanki hiç yaşanmamış gibi, her şey güllük güllistanlıkmış gibi 24 Haziran seçimlerinden sonra Türkiye’yi ekonomide olduğu gibi demokrasi liginde de sınıf atlatacakmış. AK Parti iktidara geldiği günden beri Türkiye’de hakları ve özgürlükleri gerçek an
lamda tesis eden, standartlarını sürekli yükselten partidir’ deniliyor bu seçim beyannamesinde. Zalimlikte sınır tanımayan bir anlayışla mı? Yoksa ABD Doları karşısında yüzde 25 değer kaybına uğrayan, Arjantin Pesosu’nun ardından TL’yi Dolara karşı en kötü performans gösteren para birimi haline getirerek, 453 milyar dolar dış borçla ekonomisini dibe vurduran becerisizlikleriyle mi demokrasiye sınıf atlatacaklar.
Yezidilere yapılan zulüm Avustralya’nın en büyük ikinci haber kanalı tarafından gündeme getirildi ve İçişleri Bakanı da bu insanlara yardımcı olmak için harekete geçtiğini söyledi. Bu atılan adım, çok olumlu ve sevindirici bir gelişme olmasının yanında, bürokrat ve parlamenterlerin, Türkiye’de cezaevlerinde yaşanan insanlıkdışı trajediyi öğrenmeleri ve gündemlerine almaları için Hizmet Gönüllüleri’ne yaşadıkları ülkelerde büyük iş ve sorumluluk düştüğünü bir kez daha hatırlatması açısından da önemli ve somut bir örnek. z.polat@zamanaustralia.com.au
Subscribe to:
Comments (Atom)
-
Aylan’ın fotoğrafı vicdanlara seslendi!
-
Avustralya Kraliyet Donanması,kapılarını ilkkez sadece ZAMAN’a açtı



