Tuesday, 21 August 2018

Bayram, ellerimizi rahmetin yağması için açmaya vesile


Avustralya, son elli yılın en kurak günlerini yaşıyor. Tabiri yerinde ise kuraklık, etkilerini iliklere kadar hissettirmeye başladı. Geçen hafta kuraklığın en büyük etkisinin görüldüğü NSW Eyaleti “yüzde 100” kuraklık bölgesi ilan edildi. Kıtanın tarım ürünlerinin dörtte birini karşılayan eyalette, krizin etkilerini en aza indirmek için çeşitli tedbirler alınıyor. 

Öyle ki, hükümet kangurular için öldürme izni bile vermek zorunda kaldı. Arazi ve meraların çölleştiği, ot kıtlığı nedeni ile hayvanlar yiyecek bulmak için yerleşim birimlerine kadar yaklaşıyorlar.

Aslında bugün 25 milyona ulaşan nüfusu ve güçlü ekonomisi ile Kıta Ülkesi, kuraklık afetine yabancı değil. Avustralya’nın federasyona geçişinden yani 1901 yılından beri tutulan istatistiklere göre; belli aralıklarda  toplamda 19 kez bugünkü afet gibi kuraklık yaşanmış. Ancak, 2018 ‘en kurak yıl’ olarak kayıtlara geçti. Aynı zamanda bu yılın sonbahar yağışları 116 yıldan bu yana en düşük seviyesinde…

ANCAK, ÜÇ -DÖRT AYLIK SU KALDI 

Bir yıldan fazla bir zamandır kayda değer yağmurun yağmadığını söylüyor, kuraklığı iliklerine kadar yaşayan Upper Hunter bölge sakinleri. Üç veya dört ay yetecek kadar kalan sularını en tasarruflu şekilde kullandıklarını söylüyorlar. Hatta çamaşırları haftada sadece iki defaya, banyo yapmayı ise dakikalara sığdırmışlar.

Federal Başbakan Malcolm Turnbull, asrın en kötü kuraklığını geçiren eyalette çiftçilere, yerel grup ve şirketlere verilecek maddi desteğin 1,8 milyar dolara çıkarıldığını açıklamak için Pazar günü Forbes’deydi. Başbakan, yaptığı ziyaretler sırasında zaman zaman çaresizlik içindeki çiftçilerin serzenişiyle de karşılaştı. Kuraklıktaki vahim durum ve çiftçilerin karşı karşıya olduğu en dramatik tablo ise, Başbakan’ın NSW’in Dubbo kasabasındaki ziyareti sırasında yaşandı. Çevredeki kuraklığı fotoğraflayarak farkındalık kampanyası düzenleyen Edwina Robertson, Başbakan’a “Durum basına yansıyanlardan ve gördüğünüz her şeyden daha kötü. Her gün bir çiftçi ailesini ziyaret ediyorum ve bir gün çok geç kalmış olabileceğimden endişeleniyorum. Durum bu kadar kötü” diye konuştu. Üzüntülerini ağlayarak ifade ediyordu Robertson, hatta konuşmakta zorlanıyordu. 
Gerçekten zor bir durum…

Başbakan ise bu gerçek karşısında, “Çiftçilerimiz dayanıklıdır, iyi yöneticilerdir ama bazen başa çıkması zor zamanlar olabiliyor” diye teselli etmekle yetinebildi. Upper Hunter’da kendisinin de koyun ve sığır çiftliği sahibi olan Başbakan Turnbull, bunun gördüğü en ağır kuraklık olduğunu teyit etti. Hükümetin verdiği maddi desteğin aileleri az da olsa rahatlatcağını söyleyen Turnbull, kuraklık nedeniyle mali sıkıntı yaşayan çiftçilere Çiftlik Hanehalkı Tahsisatı (FHA) kapsamında daha fazla yardım sağlama konusunda söz verdi.
KURAKLIK, YARDIMLAŞMA DUYGULARINI PERÇİNLEDİ

Kuraklık özellikle çiftçileri canından bezdirirken, diğer taraftan da ülke insanının civanmertliği, yardımlaşma duygusunu ve empati duygularını adeta perçinledi. Bir nevi, Kur’anı-ı Kerim’de geçen ifade ile; “Sizin için şer gibi gözüken bazı şeyler hayır, hayır bildiğinizde şerdir” ayetinin tecellisi gibi… Bu yardımlaşma duygusu da böyle bir durum…
Tabi ki, belâ ve musibetler istenmez. Ama gelince de çekiliyor ve farklı durumları da beraberinde getiriyor. Bu doğal felaket de, toplumun dayanışmasına bir çok örnekleri beraberinde getirdi. Ülkenin bir ucundan bir ucuna yapılan bağışlar ve başlatılan kampanyalar, gerçekten takdire şayan…Rapid Relief Team (RRT) yardım kuruluşu tarafından düzenlenen kampanyada yarım milyon dolar değerinde tonlarca saman, 16 büyük kamyonla, 3500 kilometre yol kat edilerek NSW’in Orta Batı’sındaki Condobolin’e ulaştı. Ulusal Çiftçiler Federasyonu Başkanı Fiona Simson da başlatılan yardım kampanyası ile toplanan ve 4 milyon doları aşan rakam karşısında mutluluğunu; “Ülkemizin cömertliği adeta yağmur gibi yağdı” diye özetledi. Toplumun birlik ve beraberliğine dikkat çekildi. Yer yer Başbakanın Avustralya’nın çok kültürlülük başarı öyküsünün ayrılmaz bir parçası olarak nitelediği  Müslüman toplumda kendisine düşeni ortaya koyma çabasında. 
MÜSLÜMANLAR YAĞMUR DUASINA ÇIKTI

Bayramın manevi atmosferine girdiğmiz şu günlerde ülkedeki farklı Müslüman gruplar, kuraklık için Cenabı Hakk’ın engin rahmetine sığınarak toplu yağmur duasıyla katkıda bulunuyorlar. Ayrıca ülke çapında Bayram Namazı’nda toplanacak yardımların, kuraklık karşısında zor günler geçiren çiftçilere bağışlanacağı duyuruldu.

Kilometre başına yalnızca iki kişinin düştüğü ve dünyanın en az nüfus yoğunluğuna sahip ülkesi Avustralya’nın bu sıkıntıları aşma mücadelesi devam ederken, doğal afetlerden zarar gören ülkelerin yardımına koşma çabası da takdire şayan. Bir yandan yüzyılımızın global problemi sayılan iklim değişikliğinin getirdiği olumsuzluklarla mücadele ederken, bir yandan da dünyanın farklı noktalarında meydana gelen afetlere karşı, hayatta kalma mücadelesi veren insanların yardımına koşmaya çalışıyor. En yakın komşuları başta olmak üzere, bir çok ülkenin acılarını paylaşmakta. Gerek mesleğinde tecrübeli insan gücü ile gerekse de maddi yardımlarla imdadına yetişiyor. Herhalde komşuları ile sıfır problem yaşamayan, güçlü toplum, güçlü devlet tarifi bu olsa gerek. Galiba ‘Acılar paylaşıldıkça azalır’ sözü bugünler için söylenmiş.

Şu mübarek günleri fırsat bilerek, ellerimizi Cenab-ı Mevlaya her açtığımızda Kurban Bayramı hürmetine ülkenin bu felaket ve mağduriyetten, kurtulması için dualarımızı eksik etmeme dileği ile Bayramınız Mübarek olsun. z.polat@zamanaustralia.com.au

Saturday, 23 June 2018

G20 Brisbane: ‘Sekiz İyi Adam’ ve hatırlattıkları!

G20 Brisbane: ‘Sekiz İyi Adam’ ve hatırlattıkları!: ‘Sekiz İyi Adam’ ve hatırlattıkları! Zafer Polat http://zamanaustralia.com/zafer-polat/2018/06/sekiz-iyi-adam-ve-hatirlattiklari San...

Tuesday, 19 June 2018

‘Sekiz İyi Adam’ ve hatırlattıkları!

‘Sekiz İyi Adam’ ve hatırlattıkları!

Zafer Polat

Sanatçı Ertuğrul Erkişi’nin projesini yaptığı, ‘8 Değer, 8 İyi Adam’ isimli CD’yi her zaman duygulanarak dinler, her defasında hüzünlenirim. Hele maddi zorluk ve sıkıntılardan dolayı ay sonunu iple çekip, günlük ihtiyaçlarını veresiye alışveriş yaparak karşılayan çilekeş insanların, bakkal defterindeki borçlarının, “meçhul bir hayırsever” kahraman tarafından sıfırlanışını anlatan ‘Yardımseverlik - Defter’ isimli eser, yüreğimizi burkuyor... 
 

   Minik Değerler Grubu çocukları tarafından  seslendirilen eserlerden birini yazdık, diğerlerinin de isimleri şöyle; Doğruluk…Ahi Evran…Terazi…Sabır…Şeyh Edebali…Adalet…Hz. Ömer… Devlet Malı…Dostluk… Hz. Mevlana…Saygı…Yavuz Sultan Selim…Öz Denetim…Mehmet Akif Ersoy…Sorumluluk ve Nene Hatun…
     
    Bu eserler çok anlamlı. Şarkıların her biri, özellikle çocukları yüksek ahlaki değerler etrafından topluyor. Anadolu insanının civanmertliği, fedakârlığı ve sahip olduğu faziletlerini anlatması bakımından ayrı bir önem taşıyor. Hele hele, adaletin, hak ve hukukun rafa kaldırıldığı…Yargının iktidarın paspasına dönüştürüldüğü…Yargıçların düğmesiz cübbelerinin, zulüm urbasına çevrildiği... Zulme, işkenceye, haksızlığa uğrayan mazlumların hakkını arayamadığı... Hakim ve savcıların iktidarın birer sopalı memuruna dönüştüğü ve AKP’li olmayan herkesin ‘‘terörist’’ damgasına maruz kaldığı günümüzün Türkiye’sinde, evrensel insani değerleri enfes bir şekilde yorumlanarak-söylenmesi erkek-kadın, genç-yaşlı ve çocuk olmak üzere herkesin gönlünde ve belleğinde yer etmesi, eserin ayrı bir güzelliği. 
    Atfedilen değerler, Avustralya’da da toplumumuzu yer yer gururlandırıp, sitayişle bahsedilmesine vesile olmuş. Selimiye Vakfı’nın Onursal Başkanı Sayın İbrahim Dellal, Işık Koleji ismiyle eğitim hizmetine başlayan Sirius’in ilk yıllarındaki hatırasını yeri geldiğinde hep anlatır. Toplumumuzda heyecan ve sevinçle karşılanan okulun açılışı aşamasında başından geçen bu anekdotu, sohbet ortamlarında her zaman dile getirir. Kolejin şimdiki merkez kampüsünün alınıp 1997 yılında eğitim-öğretime hazır hale getirilmesi sırasında İbrahim abi ile Eğitim Bakanlığı’ndan bir yetkili arasında geçen konuşma şöyle yaşanır: İbrahim abi, yetkilinin okulun hazır hale gelmesi için en az üç ay  sürer dediği tamir, bakım ve onarım işini üç günde bitirdiklerini söyleyince şaşırıyor ve bunun imkansız olduğunu ifade ederek İbrahim abiye, ‘‘Size kim yardımcı oldu? Diye sormuş ve o da ‘‘Melekler’’ diye cevap vermiş. Bakanlık yetkilisi bu cevap karşısında şok içerisinde “Ciddi misin?” deyince, İbrahim abi de tekrar aynı cevabı vermiş. Yetkili, “Siz bana Osmanlıları hatırlattınız” diye söyleyince, İbrahim abi de ‘‘Bununla ne demek istediğini sorunca” tarihe geçecek şu cevabı almış “Dedemiz bize Osmanlılar bir şey yapacaklarını söyledikleri zaman onu mutlaka yerine getirirler” derdi. Ama siz bir söyleyip, iki yaptınız. Sizi tebrik ediyorum. Onları da geçtiniz” demiş.
     
    Bunlar bizi ne kadar mutlu etse de, Türkiye’nin geldiği şimdiki vahim durumu da bir o kadar derinden üzüyor. Geçenlerde bir gazeteci katıldığı programda Türkiye’de toplumun geldiği durum ile ilgili ilginç bir konuya değindi. İşaret ettiği nokta, aynı meslek grubundan veya farklı iş kollarında faaliyet gösteren esnafların komşuluk ilişkisi ile ilgiliydi. Önceden diyor gazeteci-yazar, esnafın bir işi çıktığında işyerinde başka çalışanı yoksa, işyerini komşusuna teslim ederdi. Şimdi ise diyor, teslim etmeye güvenemediği için kapatıp gitmek zorunda kalıyor, şeklinde bir yorum yapmıştı. İşte Türkiye’nin şimdiki iktidarı Anadolu insanının, esnafının, tüccarının bu güzel hasletini ortadan kaldırdı maalesef. Yazarın bahsettiği bu eşsiz esnaf dayanışmasını bizzat yaşadığım için, verdiği örnek beni de çok etkiledi. Gerçi bu bahsettiğimiz konuya gelinceye kadar daha hayati ve önemli bir çok meseleler de var ama bu misal, küçük yaşlarda çalıştığım işyeri ve bulunduğu çarşıda ki şahit olduğum günleri hatırlattı bana. İlkokula gittiğim yıllarda sabah ve öğrenci devresi vardı. Yaşanılan günün şartlarından dolayı, okuldan sonra veya önce, tatillerde dahil hep çalışırdık. Ortaokula kadar yemeni ve lastik ayakkabı satan bir işyerinde çalışıyordum. Bulunduğumuz çarşıda bazen yan komşumuz, bazen karşı komşumuz acil bir işi çıkıp gideceği zaman işyerini ya bize veya başka bir esnafa gönül rahatlığı ile teslim eder, gözü arkada kalmazdı. O işyerine müşteri geldiği zaman da teslim ettiği esnaf, sahibini aratmadan satışı yapar ve hatırladığım kadarı ile ya bir kağıda sattığı ürünün ne kadar olduğunu yazıp işyerinin kasasına parayı koyar ya da yanına alıp sahibi gelince teslim ederdi. Hangi partiden, hangi düşünceden, hangi fikirden olduğuna bakılmazdı. Bu esnaf dayanışması sadece bununla da kalmaz, öğle yemeği yiyecekleri zaman birbirilerine ikram da bulunur, sofralarını paylaşırlardı. Velhasıl yazmakla, anlatmakla bitiremeyeceğimiz bir çok güzel hasletleri vardı, Anadolu esnafının. 
    Komşuluk ilişkilerini, bir siyasi gelenek için karpuz keser gibi ikiye ayıran AKP iktidarında gelinen durumu, Hizmet Hareketi mensuplarına yapılan tiksindirici şu hadise de göz önüne sermesi açısından ibretlik. Eşi KHK ile veya F....cü yaftası ile tutuklanan hanımefendi, kirasını ödeyemediği için insanımızdan kendisine sahip çıkmasını beklerken ev sahibinin namusuna göz dikmesi ile karşılaşıyor. Fırsat düşkünü insanları ile ülke artık tefessüh etmiş bir toplumun resmini gösteriyor.
     
    Yandaş medyanın yazarlarından biri de binlerce vakalardan sadece bir iki tanesini köşemize taşıdığımız bu esef verici hadiseler Türkiye’de olmuyormuş gibi ve bunları yazmaya cesaret edemedikleri için başka halkların ve ülkelerinin insanlarına yapılan zulümleri konu ediyor. Yazıda Türgev ve Diyanet Gençlik’in, Doğu Türkistan’dan kaçıp Türkiye’ye sığınan mağdurlara Türk milletinin geleneksel konukseverliğini sunuyor’ diye methiyeler sunuluyor. 
    Bir önceki yazımızda da vurgulamıştık, Dünyanın neresinde olursa olsun ve kimden gelirse gelsin, insanlara yapılan zulüm kabul edilemez. Hamile kadınları, anne sütüne muhtaç yavruları, yeni doğum yapmış loğusa anneleri, kanser hastası olan suçsuz yere cezaevine konulan mağdurların tedavisine izin vermeyen, aileleri en kederli gününde mezarlıkta bile gözaltına alan siyasi iktidarın ve zihniyetin kendi insanına reva gördüğü bunca zulmün Çin’in, Doğu Türkistan halkına yaptığından ne farkı var. Türk milletinin geleneksel konukseverliğine kara bir leke süren bu zihniyete olsa olsa kendi insanına zulümperverlik denir! z.polat@zamanaustralia.com.au

Tuesday, 29 May 2018

Hizmet Gönüllüleri ve çektirilen acıları duyurabilmek!

http://www.zamanaustralia.com/zafer-polat/2018/05/hizmet-gonulluleri-ve-cektirilen-acilari-duyurabilmek

Zafer POLAT

SBS Haber Kanalı geçtiğimiz günlerde IŞİD’in esiri olan Yezidi bir annenin dramatik hayatını gündeme getirdi. Irak’ın kuzeyinde IŞID kontrolünde bulunan bölgede köle pazarında 45 ABD dolarına satılan, gerçek kimliği açıklanmayan ve Delal ismini kullanan 31 yaşındaki kadın, şimdi Avustralya’da yeniden hayata tutunmaya çalışıyor. Dört çocuklu anne, son çocuğunu Rakka’da IŞİD’ın kontolündeki cezaevinde dünyaya getirmek zorunda kalmış. Hamile iken kocasından ayrı düşen Delal eşi dahil akrabalarının 40’tan fazlasının nerede olduğunu bile bilmiyor. IŞİD’in elinde tutsak iken, sağ kurtulacağı umudunu da kaybetmiş. 

İçişleri Bakanı Peter Dutton da SBS News’e, gündeme getirdiği bu hazin hikaye üzerine, Avustralya’nın Irak’ta ve Suriye’de hâlâ IŞİD’in elinde esir tutulan Yezidilere yardım etmek istediğini söyledi. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin Sincar’da meydana gelen olayları soykırım olarak adlandırması ve gelecekte yapılacak yargılamalar için kanıt toplaması için bağımsız bir heyet oluşturması üzerine Bakan Dutton da, hem Delal’ın yakınlarının Avustralya’ya getirilmesi konusunda, hem de soykırım araştırmaları ile ilgili üzerine düşeni yapacağını ve Federal Polisin bu heyet içerisinde görev alabileceğini söyledi. Gerçekten inanılmaz derecede korkunç ve bu yüzden Avustralya’nın bu insanlara destek sağlama görevini üstlendiğini ifade eden Bakan, IŞİD zulmünün dünyada bir benzeri daha olmadığını söyleyip, örgütü barbar hayvanlar olarak niteledi. Ben de diyorum ki, var Sayın Peter Dutton var. Adına soykırım, zulüm, işkence, zalimlik ne diyecekseniz, diyebileceğiniz IŞİD benzeri bir muamele, şu anda Türkiye’deki cezaevlerinde de var. Hem de IŞİD’in yaptığının daha fazlasıyla…

Dünyanın neresinde olursa olsun ve kimden gelirse gelsin, insanlara yapılan zulüm kabul edilemez. Renginden, dilinden, kültüründen, yaşayışından dolayı özgürlüğü elinden alınamaz. Din veya mezhep farklılığından dolayı IŞİD’in elinde insanlık dışı muamelelere maruz kalan Yezidi kadınların çektiğinden daha fazlası şimdi Türkiye’de, Hizmet Hareketi gönüllülerine yapılıyor. 15 Temmuz darbe tiyatrosundan sonra zalimiliği tescillenmiş bir diktatörün emri ile ülke adeta yarı açık cezaevi haline geldi. Hizmet Hareketi mensuplarına yönelik bitmek bilmeyen cadı avında şimdiye kadar kamu ve özel sektörde 150 bin civarında insan işten atıldı. Yaklaşık 50 bin kişi ise cezaevine gönderildi. 17 bin kadın 705 bebeği ile demir parmaklıklar arasında yaşamaya mahkum edildi. Bütün demokrasilerde ve dinlerde suçu delilleri ile ispat edilmiş olsa bile bir kadının hamileyse veya yeni doğmuş bebeği varsa cezası ertelenir. Tarihte hiç bir zaman loğusa bir kadın, bebeği ile hapse atılmamış. Günümüzün Türkiyesi’nde bu kötülük ancak Erdoğan rejimine nasip oldu. Zalimin zulmünü alkışlamayan, büyük bir cesaretlilik ve açık sözlülükle bu konuyu gündeme getiren ünlü sinema sanatçısı İlyas Salman’ın attığı şu tweet, ne kadar da mânidar ‘Bazı cemaatler, “Dinsizlere karşı ve başörtüsü için Erdoğan’ı destekleyeceğiz” demiş. Oysa, Erdoğan’ın hapse attığı ‘başörtülü bacı’ sayısı 17 bin ve 700 de bebek. Dünyada hiçbir ‘dinsiz ve kafir’ bu kadarını yapmamış.

Zulümden kaçarken Meriç’in ya da Ege’nin azgın sularında, kucaklarında bebekleri ile hayatını kaybeden ve cesetlerine bile ulaşılamayan masum insanlar…O kadar fazla haksızlık, zulüm ve insanlık dışı muamelelere maruz kalan Cemaat mensubu var ki, hangisini yazalım. Daha geçenlerde Olağanüstü Hal (OHAL) ile çıkarılan KHK’yla işinden ihraç edilen ve Almanya’da oturum alan eşine kavuşmak için kaçak yollarla Meriç’i geçerek 3, 7 ve 10 yaşlarındaki çocukları ile Atina’da yaşamaya başlayan Esma Uludağ’ın, felç ve kalp krizi sonucu hayatını kaybetmesi, yüreklerimizi dağladı. Yunanistan’da, Almanya’da başvurusu kabul olan eşini ve aile birleşimi işlemlerinin tamamlanmasını bekleyen Esma Uludağ’ın yaşadığı acılara, kalbinin daha fazla dayanamadığının haberini ise sessiz yığınlara inat, Yunanistan’ın saygın ve köklü gazetesi To Vima geniş yer vererek yayınladı. 

Şimdi yaklaşan seçimler dolayısı ile artık tükenmişliğini ilan eder gibi 2002’deki seçim vaatlerinin benzerini 2018 vaatleri diye topluma empoze etmeye çalışan iktidar, yukarıda saydığımız insanlık dışı muameleler, sanki hiç yaşanmamış gibi, her şey güllük güllistanlıkmış gibi 24 Haziran seçimlerinden sonra Türkiye’yi ekonomide olduğu gibi demokrasi liginde de sınıf atlatacakmış. AK Parti iktidara geldiği günden beri Türkiye’de hakları ve özgürlükleri gerçek an
lamda tesis eden, standartlarını sürekli yükselten partidir’ deniliyor bu seçim beyannamesinde. Zalimlikte sınır tanımayan bir anlayışla mı? Yoksa ABD Doları karşısında yüzde 25 değer kaybına uğrayan, Arjantin Pesosu’nun ardından TL’yi Dolara karşı en kötü performans gösteren para birimi haline getirerek, 453 milyar dolar dış borçla ekonomisini dibe vurduran becerisizlikleriyle mi demokrasiye sınıf atlatacaklar.

Yezidilere yapılan zulüm Avustralya’nın en büyük ikinci haber kanalı tarafından gündeme getirildi ve İçişleri Bakanı da bu insanlara yardımcı olmak için harekete geçtiğini söyledi. Bu atılan adım, çok olumlu ve sevindirici bir gelişme olmasının yanında, bürokrat ve parlamenterlerin, Türkiye’de cezaevlerinde yaşanan insanlıkdışı trajediyi öğrenmeleri ve gündemlerine almaları için Hizmet Gönüllüleri’ne yaşadıkları ülkelerde büyük iş ve sorumluluk düştüğünü bir kez daha hatırlatması açısından da önemli ve somut bir örnek. z.polat@zamanaustralia.com.au  

Tuesday, 15 May 2018

Diktatörler seçimle gi(tmezler)derler!



  Türkiye, tarihinin en kritik seçimine giderken, bu arada komşu ve yakın birkaç ülkede de kritik seçimler yapıldı.  Komşu, Ermenistan ve Irak’ta… Lübnan ve Malezya’da… 
    Bu ülkeler arasında iktidardaki hükümet açısından neredeyse tıpa, tıp paralellik gösteren Malezya’ya dikkat çekmek istiyorum. Aynı zamanda Pasifikte ki en yakın komşusu olması açısından, Avustralya için de bu seçimler büyük önem taşıyordu ve ülkede yakından takip edildi. 
ABC haber kanalı program yapımcısı Linton Besser ve kameraman Louie Eroğlu’nun, bir kaç yıl önce Malezya Başbakanı Najib Razak’a sorduğu soru hâlâ zihnimizdeki tazeliğini koruyor. İki ülkeyi siyasi krize götüren muhabir Linton Besser’in, Razak’ın bankadaki milyon dolarları ile ilgili sorusu, iki muhabirin önce tutuklanması, daha sonra da ülkeden gönderilmeleriyle sonuçlanmıştı. 
    Malezya’da yeni yapılan seçimlerle, Razak’ın diktatörlüğü sona erdi. Sandık yenilgisini geçen hafta ‘halkın tercihi’ diyerek kabul eden Najib Razak ile ilgili  Avustralyalı gazeteci Linton Besser’in, sorduğu sorunun ne kadar can alıcı ve haklı olduğu gerçeği de bu şekilde bir kez daha ortaya çıkmış oldu. 
2016 yılında aynı konu ile ilgili yazdığım köşe yazısından kısa bir özeti paylaşmak istiyorum:  “ABC Televizyonu Four Corners program yapımcısı Linton Besser ve kameraman Louie Eroğlu, Malezya Başbakanı Najib Razak’a, sordukları yolsuzluk sorusu yüzünden, önce gözaltına alınıp tutuklandı, daha sonra da sınırdışı edildiler. Her ne kadar iki medya mensubunun tutuklanmasını Malezya Hükümeti, Başbakan için konulan güvenlik sınırının ihlal edilmesine bağlasa da, asıl sebebin Linton Besser’in Razak’a, ‘Banka hesabınızdaki milyon dolarları nasıl açıklayacaksınız’? Şeklindeki sorusudan dolayı yapıldığı, kamera görüntülerinde de görüleceği gibi çok aşikardı”. 
    Evet, Razak şimdi ülkesi için devrik bir lider. 
    Şimdiler de, kaçacak ülke arayan 21. yüzyılın bu diktatörü, Hizmet Gönüllüleri’nin de, ülkesindeki eğitimcileri, aynı anlayışa sahip mevkidaşının isteği üzerine mafyatik usullerle Türkiye’ye gönderen kişi olarak unutulmayacaktır. Kendisi ve ailesi dışında kimseye değer vermeyen, Razak ve onlar gibi diğer diktatörlerin, iktidarlıkları yerle bir olduğunda nasıl da kaçacak ülke aradıkları görülüyor. 
     Malezya, Razak’ın yolsuzluklarını ortaya çıkarma da kararlı. Hem de zamanında kendisini yargılamak isteyen, yargı mensupları tarafından.
İktidarı kaybeden eski Başbakan Razak’ın, seçimlerin ardından yaşanan hükümet değişikliği sonrası, hakkında başlatılabilecek olası bir yolsuzluk soruşturmasından kaçmak için ülkeyi terk edeceğine dair şüpheler bulunması nedeniyle, yeni hükümet ani bir kararla Razak ve eşine, yurt dışına çıkış yasağı getirdi. Malezya Göçmen Bakanlığı, hakkındaki yolsuzluk iddiaları nedeniyle, Razak ve eşine tedbiren yurt dışına seyahat yasağı getirildiğini açıkladı.
Bu seçimlerde ülkenin, Razak’ı deviren yeni başbakanı 92 yaşındaki Mahathir Muhammed, dünyanın ‘en yaşlı lideri’ özelliğiyle siyaset tarihine geçti. Yaşlı liderin öncülüğündeki muhalefet partileri koalisyonu Pakatan Harapan (Umut İttifakı) mecliste 122 sandalye kazanarak seçimden galip çıktı. Aslında, eski ve yeni liderin partisi aynı gelenekten geliyor. Barisan National (Ulusal Cephe) koalisyonu ülkede 60 yıldır kesintisiz iktidar olabilmiş. 
Mahathir Muhammed’i, 1981-2003 yılları arasında 22 yıl ve daha sonraki Najib Razak’ı, 3 dönem başbakan yapan da yine aynı parti. 92 yaşında yeniden başbakanlık koltuğuna oturan Mahathir Muhammed’i, iktidara getiren parti ise, Umut İttifakı oldu. Malezya halkının sevdiği, ülkenin en uzun soluklu yöneticisi olan tecrübeli siyasetçi Mahathir’in, Razak’ın kurduğu Kuala Lumpur Kalkınma Ajansı 1MDB’ye ait usulsüzlükleri ortaya çıkarmak için muhalefet partileri ile ortaklığa gittiği ve hatta göreve geldikten kısa bir süre sonra koltuğu devredeceği bile söyleniyor. Mahathir, yaklaşık 700 milyon doları şahsi hesabına aktarmakla hakkında soruşturma yürütülen Razak ile ilgili olarak bir cadı avı yapmayacağını ancak, kurucusu olduğu fonla ilgili usulsüzlüklerde rolü bulunduğunun ortaya çıkması halinde hakim karşısına çıkarılabileceğini söylemişti. Mahathir, Cuma günü yapılan yemin töreninden sonra düzenlediği basın toplantısında, adalet ve demokrasi vugusu yaparak, finans çevrelerine güvence verdi ve ekonomiyi istikrara kavuşturma ile, 1MDB devlet fonundan yolsuzlukla kaybedilen milyarlarca doların iadesine öncelik vereceğini söyledi. 
        AVUSTRALYA MALEZYA HALKINI TEBRİK ETTİ 
Malezya’daki hükümet değişikliği Avustralya’yı da memnun etti. Bölgedeki en yakın komşusu ve en büyük 10. ticaret ortağı olan Malezya’daki seçimleri, Dış İşleri Bakanı Julie Bishop yaptığı açıklamada; “Barışçıl ve anayasaya uygun bir seçim” oldu diyerek değerlendirdi. Bishop, Malezya halkını barışçıl bir şekilde ve demokratik haklarını kullanarak oylarını kullandıkları için tebrik ediyoruz.” dedi. 
Umarız, Avustralya’nın aynı değerlendirmesi sandık hilerinin konuşulduğu ve Erdoğan’ın kaybetmesi halinde seçimlerin tekrarlanacağının bile sinyallerinin verildiği, 24 Haziran’da sandığa gidecek olan Türkiye için de yapılır. 
        Aslında 92 yaşındaki Dr. Mahathir Muhammed’in yaptığı gibi; ülke insanı ve geleceği için yapılacak bir ortaklık, bütün dünya da diktatörlükle yönetilen ülkeler için çok güzel bir örnek. Çünkü bu somut gelişme; “Diktatörler seçimle gitmezler” genel anlayışını değiştirerek, demokrasiye güveni artırdı. z.polat@zamanaustralia.com.au

Tuesday, 27 March 2018

Tuesday, 13 March 2018

Afrin’le, oy devşirerek terörle mücadele!

BM Güvenlik Konseyi’nin kararlarına dayandırılan Harekât, nerdeyse 2 ay olacak. Temennimiz bu uluslararası meşru harekâtı, iktidarın oy devşirmesine alet etmemesi. Ancak hiçte öyle olmuyor.

Zafer POLAT


Türkiye’de iktidar partisi ve liderinin daralan ve gelecek vadetmeyen politikaları, artık tamamen seçmenin oy tercihini etkiler hale geldi. Yeni Başkanlık sistemi ile mecliste Milletvekili çoğunluğunu sağlamak (50+1) imkansız.
Onun için Erdoğan’ın “iki turlu” sistemden vazgeçip, yeniden eski sisteme gitmeyi hesapladığı da yazılıyor. 
Çünkü Erdoğan oy kaybediyor. Çünkü 2019’daki seçimler, AKP Genel Başkanı’nın ölüm kalım savaşı. Sarayı iyice düşündürüp, çileden çıkartan ve şimdiye kadar kamuoyu araştırmalarını suni şekilde gösteren anketler de artık güvenini sarsmış olmalı ki; AKP’nin, para karşılığı yaptırdığı anketleri bu nedenle yasakladı Erdoğan. Ama sandıktan istenen sonucu çıkartmak için her yol mübah AKP için. Şimdi, çareyi MHP ile kol kola girerek “Cumhur İttifakı”na bağladılar. 
Bunun da çare olmadığı ortada. İktidara olan güven, kar gibi eriyor. Düne kadar, Bahçeli için “Sen bozkurtlarla mı dolaşıyorsun? Ben bozkurtla dolaşmıyorum, ben eşrefi mahluk olan insanlarla dolaşıyorum” diyen şahıs, bugün meydanlarda Rabia’dan sonra “bozkurt” işareti yaparak ‘Cumhur İttifakı’na yürüyebiliyor. 
İkna edilemeyen siyasilere ise kıyım politikası uygulanıyor.
Cumhur İttifakı’na dahil olmayacağını ‘Ya ben deli miyim ki, böyle bir mesuliyetin altına gireyim’ diyen Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’na karşı linç girişimine ailesi üzerinden başlandı. 
Eşinin İngiltere vatandaşı olmasından dolayı, şahsına karşı İngiliz ajanı diyebilecek kadar, alçalan bir politika. 
Hem de aynı değer ve ilkeleri savunarak, birlikte yola çıktıkları bir partinin lideri için. 
İttifaka cânı gönülden bağlanan MHP kadrosu da kendileri ile birlikte hareket etmeyenleri gayri milli saydılar. 
MHP’li Arzu Erdem, “Cumhur İttifakı”nda yer almayan partiler için ağır ithamlarda bulundu. 
MEHMETÇİĞİN KANI ÜZERİNDEN SİYASET

Bir diğer oy artmasına vesile kılınan konu ise Mehmetçiğin canı ve kanı pahasına 1980’li yıllardan beri yürüttüğü terörle mücadele operasyonu oldu. AKP’nin Genel Başkanı, karşısında bir ordu olmadığı halde, Afrin Harekâtı’nı Türkiye’nin bir savaşı gibi göstererek, bu durumu özellikle kendi seçmeni arasında bir savaş atmosferi içerisindeymiş gibi yaymaya çalışıyor. 
Anadolu’yu savaş çığırtkanlığıyla kutuplaştırarak, oya devşirmek amacıyla “3 saatte Afrin’deyiz” deyip de 2 aya yakındır devam eden ve en son Cinderes’te arama faaliyetleri sırasında 1 askerin daha şehit olması ile, 43 şehit verilen (bu rakam kamuoyuna yansıyan) harekât hakkında, askerin moral ve motivasyonunu etkilemesin diye medyaya yasak getirildi. Sözcü Yazarı Yılmaz Özdil’in dediği gibi; Bu bir futbol maçı mı ki? Asker tribüne bakarak mı savaşıyor!
Barış isteyenlerin bunu gösteri, yazı ve yorumları ile dile getirmek istemesine bile izin verilmeyen dayatmacı bir politika izleniyor, Afrin Harekatı ile ilgili. Baskının haddi ve hesabı kalmadı. Annenin sokaktaki “Barış” isimli çocuğunu bile ismi ile çağıramadağı kadar “Savaş” çığırtkanlığı. Yani, Türkiye toplumunda barış taraftarı veya savaş karşıtı olmak artık yasak. 
TSK’nın, BM Sözleşmesi’nin 51. maddesindeki meşru müdafaa hakkı ile BM Güvenlik Konseyi’nin 1624, 2014 ve 2178 sayılı kararlarına dayandırılan Harekât, nerdeyse 2 ay olacak. Temennimiz bu uluslararası meşru harekâtı, iktidarın oy devşirmesine alet etmemesi. Ancak hiçte öyle olmuyor. Dikta rejimi, bundan nemalanmayı adeta bir fırsat biliyor. Gencecik askerler şehit verilip, Ana’lar ağlamaya devam ederken, havuz medyasının da açıktan ifşa ettiği gibi, yüzde 33’lere kadar gerileyen AKP oylarının, Afrin Hareketı’nın başlaması ile yükseldiğini söyleyip, yazmada beis görülmüyor. Hükümete yakınlığıyla bilinen Hürriyet yazarı Abdulkadir Selvi, Afrin’e yönelik operasyonun ‘anketlere etkisini’ kaleme alarak, “Afrin operasyonuyla devlete ve hükümete olan güven 8-9 puan arttı. Afrin, siyaseti etkilemiş gözüküyor. AK Parti’ye oy verebilirim diyenlerin oranı yüzde 55’e kadar çıktı’ diye yazdı.

Kimsecikler de bu hoyratlığa ses çıkar(a)madı.

Her ne kadar Türkiye’nin sınırlarının tehdit unsurlarından temizlenmesi ve oraları gerçek sahiplerine teslim etmeye gidiyoruz dense de; Afrin’de sivil ölümleri bu askeri harekâtın meşruluğuna gölge düşürmeye devam ediyor. Yandaş medya sürekli harekât sırasında sivil ölümlerinin olmadığını yazsa da Anadolu Ajansı, roket saldırılarında bölgede sivil konvoyun bulunduğunu kabul etti. 
İktidar, harekât ile ilgili sadece yurt içinde değil, yurt dışında da en ufak eleştiriyi hazmedemiyor. Sivil ölümleri ile ilgili kaygıları, Avustralyalı siyasetçiler de gündeme getirdi. 
Ancak bu en insani kaygıyı dile getiren İşçi Partisi Federal Milletvekili Peter Khalil, iktidar şakşakçılarının ve AKP taraftarlarının linçine uğradı. Troller, Khalil’in, parlamentoda yaptığı açıklamalarını köpürterek, ‘Türk toplumunun gözünde ‘terör destekçisi’ diye ilan etti. Khalil, gelen tepkileri anlayamadığını ve şaşkınlıkla karşıladığını söyleyerek yaptığı açıklamada: “İnsan haklarını savunmak ile Erdoğan Hükümeti’ni eleştirmeyi birbirine karıştırmamak lazım” dedi.
Şu günler de Türkiye’nin, Afrin’in merkezine doğru yaklaştığı haberleri geliyor. Ancak, hem içte hem de dışta, Afrin’in Türkiye’nin Vietnam’ı olacağı kaygısı da dile getiriliyor. Amerika’nın önde gelen Suriye uzmanı Steven Heydemann, yayınlanan röportajında şunları ifade ediyor: “Eğer Türkiye Afrin’in merkezini ele geçirmeye karar verirse bir felaket yaşanabilir”.

HDP Sözcüsü Ayhan Bilgen ise; “Siyasi iktidar, Afrin’de kontrollü bir gerilimin büyük bir avantaja dönüşebileceğini varsaydı. En azından milliyetçi oyları alabilme konusunda hareket etti. Afrin’e verilen destekte, geçici bir durum var ve ters tepme ihtimali de yüksek. Yani bir süre sonra asker cenazeleri arttığında, bir şehir çatışması tablosu ortaya çıktığında bu tablo tersine dönebilir” diyerek kaygılarını dile getirdi. Dileğimiz, daha fazla can kaybı yaşanmadan harekâtın bir an sonlanması. Anadolu insanın, canı ve malının siyasetin kirli  çıkarlarına alenen alet edildiği böyle bir dönemi yaşatanlar, bu vebalin altından kalkamazlar. z.polat@zamanustralia.com.au

Monday, 5 March 2018

Amity Koleji, 2017 mezunlarının başarılarını kutladı




Amity Koleji, üniversite giriş sınavlarında (HSC) yüksek puan alan öğrencilerin başarılarını ödüllerle taçlandırdı. Eğitim hayatında 21 yılı geride bırakan ‘Amity Eğitim Kurumları’ HSC’de yüksek derece alan öğrencilerini ödül töreninde bir araya getirdi.

2017 mezunları ve aileleri ile bu yıl mezun olacak 12.Sınıf öğrencilerinin katıldığı törende, 80 ve üzeri puan alan öğrencilere çeşitli hediye ve ödüller verildi. 2017 HSC sınavlarında okuldan mezun olan 22 öğrenci 90 ve üzeri puan alırken, Türkçe dersinde Eyalet birincisi, ikincisi, dördüncü ve beşincisi Amity’den çıkmıştı. Bu arada okul öğrencilerinden Adna Mahmutovic 99.60, Luna Hattom 97.70, Mohamad Kazal 97.50, Mustapha Dannaouı 97.30 ve Samrah Khan 97.10 ATAR puanı alarak, Amity Koleji’nin HSC’de ‘en yüksek’ puan alan öğrencileri oldular.Törende öğrencilere hitap eden Amity Eğitim Kurumları Genel Müdürü Deniz Erdoğan, elde edilen başarıdan dolayı öğrenci ve öğretmenleri tebrik etti. Erdoğan; ‘‘Sizleri, zorlu çalışmanız ve özverinizin sonucunda almış olduğunuz seçkin ATAR sonuçlarınızdan dolayı tebrik ederim. Sizlerin uzun yıllar boyunca Amity'de kurmuş olduğunuz dostluk ve arkadaşlıklarınızın kalıcı olacağını ve bunun çok önemli olduğunu hatırlatmak istiyorum. Artık liseden mezun oldunuz ve üniversite eğitimi ile kendi hayatınızı yaşamaya başlayacaksınız. Artık kimse geçmişi değiştiremez. Ancak hep beraber geleceği şekillendirebiliriz. Artık, hayatınızdaki hedeflerinizi gerçekleştirmek için önünüzde çok önemli ve yeni fırsatlar var. Her mücadele sizi güçlendirecek ve bir sonraki mücadeleye hazırlayacaktır. Sizi üniversite ya da TAFE mezunları ya da esnaf olarak toplumumuzda başarılı bireyler olarak görmeyi çok isteriz. Hangi branş, meslek veya işte olursanız olun, toplumunuza değerli katkılar da bulunduğunuzu görmeyi gerçekten çok isterim. Unutmayın, insanlığı kucaklamak ve yaptığınız her şeyde mükemmel olabilmek için çok çalışmalısınız. Sizi toplumda başarılı bireyler olarak görmek istiyoruz’’ dedi.

Her zaman AMITY’i en güzel şekilde temsil edin

Öğrencilere birbirlerinden haberdar olmaları için mezunlar için düzenlenen etkinlikleri kaçırmamalarını tavsiye eden Erdoğan, sözlerini, ‘Muazzam çabalarından ötürü özellikle 12. Sınıf öğretmenlerinize ve büyük bir fedakârlık ile 12 yıl boyunca sizlerden desteğini esirgemeyen ailelerinize teşekkür ederim. Ne yaparsanız yapın ve nerede olursanız olun, lütfen Amity Koleji'ni mümkün olan en iyi görgü kurallarıyla temsil etmeyi unutmayın. Bir kez daha hepinizi tebrik ediyorum” diyerek tamamladı.

Programda ayrıca geçen yılın en başarılı öğrencisi olan Adna Mahmutovic, 12’inci sınıflara yönelik bir konuşma yaparak, HSC'de başarıya ulaşmanın çok zor olmadığını söyledi. Konuşmalardan sonra öğrencilere aldıkları puan türüne göre, tablet ve hediye kartları ile para ödülü verilirken, Galaxy Vakfı CEO’su Murat Yanık tarafından da en yüksek puan alan Adna Mahmutovic’e hediyelerinin yanısıra ayrıca ödül olarak 4 bin 500 dolarlık çek takdim etti.  Zafer Polat-SYDNEY

Saturday, 3 March 2018

Avustralyalı Başbakan: Erdoğan’ın teröründen kaçanlar suda boğuluyor, bunu Avustralya’ya duyurmalıyız.

NSW Eyaleti eski Başbakanı Unsworth, Hizmet Hareketi ve çalışmalarının bir zamanlar Bosna Hersek’te yaşanan dramların yardımına koştuğunu, bunu birkaç yıl önce Sydney’de ‘Love is a Verp’ isimli belgeselde izlediğini ve çok etkilendiğini söyledi. 
Sydney’in tarihi mekânlarından Customs House’da gerçekleştirilen açılış programına NSW Eyaleti’nin 36. Başbakanı Barry Unsworth katıldı. Yaptığı konuşmada Hizmet Hareketi’nden övgüyle söz eden Unsworth ‘Fethullah Gülen’in, sevgi ve hoşgörü kitabında bahsettiği öğretilerin Avustralya toplumuna ve bu ülkede birlikte yaşadığımız herkese ulaşmasının sağlanması gerekiyor.’ diye konuştu.

ZAFER POLAT - SYDNEY


Başta Türkiye’de olmak üzere AKP iktidarının mağduriyetine uğrayanların sesleri olma adına Sydney’de kurulan Advocates For Dignity  (Onur Savunucuları) Derneği’nin açılışı yapıldı. Programda bir konuşma yapan NSW Eyaleti eski Başbakanı Barry Unsworth, Erdoğan’ı ve rejimini sert bir dille eleştirerek, mağdurlara sahip çıktı. AKP iktidarının, Hizmet Hareketi mensuplarına yönelik sürdürdüğü zulüm ve baskıların şiddetine dikkat çekti. 
ŞİMDİ MAĞDURLARA YARDIM ZAMANI
Başbakan Unsworth; “Şunu söylemek istiyorum, Türkiye’de meydana gelen olaylar ve bunların etkileri bize yansıtıldı. Yardıma ihtiyaç duyan insanlara karşı yardım etme sorumluluğumuz hatırlatıldı. Yaşanan ciddi sorunları anlamamız ve yapmamız gereken şeyler adına bizler için büyük bir fırsat olduğunu düşünüyorum. Erdoğan hükümetinin teröründen kurtulmaya çalışan insanların sularda boğulduğunu duyduğumuzda, bu mesajın Avustralyalılar arasında yayılmasına ve burada bizim toplumumuzun da, ihtiyaç sahibi insanların varlığından haberdar edilmesi ve dikkat çekilmesi gerekiyor. Bu insanların yardıma ihtiyaçları var, hem de şimdi.” dedi.
AFD ORGANİZATÖRLERİNE TEŞEKKÜR BORÇLUYUZ
Unsworth, bundan yıllar önce Çekoslovakya, Vietnam ve Lübnan’daki kargaşalardan kaçarak Avustralya’ya sığınanlar gibi, bugün benzer dramın Türkiye için geçerli olduğunu söyledi. Türkiye’de yaşanan olaylarla ilgili bilgi verenlere teşekkür ediyorum. Sanırım bu gece bizi buraya getirip, Hizmet Hareketi’nin çalışmalarını takdir etme imkânı sağlayan bu harika konuşmacılara ve Advocates For Dignity organizatörlerine hepimiz teşekkür borçluyuz. Onlara teşekkür için alkış rica ediyorum” dedi. 
-Hizmet Hareketi ve gönüllülerine karşı girişilen soykırım, işkence ve mağduriyetleri anlatan mini fotoğraf sergisinin de yer aldığı açılış programı, üst düzey davetlilerin katılımı ile Sydney’in tarihi mekânlarından Customs House’da gerçekleştirildi. Program Advocates For Dignity Başkanı Mehmet Saral’ın konuşması ile başladı. Erdoğan rejiminden kaçan insanların bu kaçış sürecinde yaşadıkları dramlardan örnekler veren Saral, 50 bin kişinin hukuksuz şekilde hapse atıldığını, 10 binden fazla insanın ise her türlü zorluğu göze alarak, yurtdışına çıktığını söyledi. 
HER TÜRLÜ ZULMÜ GÖZE ALARAK, ÜLKEYİ TERK EDİYORLAR
Açılış törenine, NSW Eyaleti’nin 36. Başbakanı Barry Unsworth’un konuşması damgasını vurdu. Barry Unsworth, “Birkaç yıl önce, burada Love is a Verp isimli belgeseli izleme imkânım oldu. O gece Hizmet’in neler yaptığı ve ne anlama geldiği anlatıldı. Bu benim için çok önemliydi. Çünkü o belgeselde Bosna Hersek’te Hizmet’ten bahsediliyordu. Hizmet Hareketi mensuplarının Bosna Hersek’te ihtiyacı olan insanlara yardım etmek için orada çalışan insanları görmem çok etkiledi beni. Film bana, dünyanın pek çok ülkesinde Hizmet’in ve Gülen’in etkisini göstermiş oldu. Savaştan önce Saraybosna’da bulundum. Fakat orada üç ayrı inancı içeren çalkantı çok korkunçtu. Şimdi de Suriye’de korkunç olaylar yaşanıyor. Advocates For Diginity gibi organizasyonların, Fethullah Gülen’in, sevgi ve hoşgörü kitabında bahsettiği öğretileri Avustralya toplumuna ve bu ülkede birlikte yaşadığımız herkese ulaşmasını sağlaması gerekiyor. Gerçekten eğer bu ülkede hep birlikte yaşayacaksak, hepimizin çok kültürlü bir toplumu kabullenmesi ve bu toplumun çeşitliliğini takdir etmesi gerekiyor.” dedi. 
ERDOĞAN BURAYA GELDİĞİNDE KARŞILAMADA ADAM BULMADA ZORLANILDI
Unsworth konuşmasını şöyle sürdürdü; “Bu gece duyduğum şeyler, oldukça açık bir şekilde Türkiye’de ihtiyaç sahibi çok sayıda insan olduğunu gösteriyor. En son beş yıl önce Türkiye’de bulundum. Ve o sırada Erdoğan yönetiminden memnun olmayan insanlar vardı. Taksim meydanında gösteriler düzenliyorlardı. Anadolu’da bulunduğum zaman orada konuştuğum insanlar, gösteri yapmaya gidiyorlardı. 2005’te Tayyip Erdoğan, Başbakan olarak buraya geldi. Onu karşılamada insan bulmakta zorlandılar ki, beni de delegasyona dâhil ettiler. Erdoğan ve kabinesini böylece yakından görme fırsatım oldu. Ona yakın duranlar daha dindar, uzak duranlar ise daha laikti. Bugün muhtemelen etrafında bile bulunmuyor, o zaman uzağında bulunanlar. Ancak Erdoğan’ın tutumundan, etrafını dikkate almayan birisi olduğunu görebiliyordum. Ve şu anda kendi toplumundaki insanlara çektirdikleri buna kanıt olmuş oldu.” dedi.
ÜLKESİNDEKİ KARGAŞADAN KAÇANLARA AVUSTRALYA KUCAK AÇTI
Gecede bulunanların içinde ‘en yaşlı’ kendisinin olduğunu söyleyen Unsworth; “Galiba burada en yaşlı insanlardan biriyim. 84 yaşındayım. İkinci Dünya Savaşı’ndan önce Anglo-Celtic toplumundan çok kültürlü bir topluma dönüşmesine ve yaklaşık 30 yıl önce bu eyaletin Etnik İşler Bakanı olarak, görev yapma şansına sahip oldum. Bu yüzden bugün Avustaralya toplumunu oluşturan çeşitli topluluklarla bir çok beraberliğimiz oldu. Bu ülkede yeni hayat kurmak isteyen Letonya, Litvanya, Estonya’lılar daha sonra Macaristan, Çekoslovakya, Vietnam ve Lübnan’daki diğer ülkelerdeki kargaşa sonucu Avustralya’ya yerleşmek için göçmen olarak geldiler. Kabul gördüler ve bugün Avustralya toplumunun önemli bir bölümünü oluşturuyorlar.” dedi.

Friday, 23 February 2018

Dil ve Kültür festivali heyecanı başladı: 'lFLC Avustralya' 5 Mayıs’ta

Avustralya’da Uluslararası Dil ve Kültür Festivali (International Festival of Language and Culture) IFLC heyecanı başladı. Önceki yılda Avustralya’nın sembolü Sydney Opera Evi’nde (Opera House) gerçekleşen festivalin, bu yıl ise yakın zaman önce hizmete geçen Uluslararası Sydney Conventin Centre’de yapılacağı belirtildi.



Organizasyon heyeti tarafından yapılan açıklamada festival için çalışmalar yoğun bir şekilde sürerken, Avustralya bu yıl 15 ülkenin çocuklarını ağırlayacak. Söz konusu etkinliğin dil ve kültürlerin özelliklerini dünyadaki diğer öğrencilerle ve ev sahibi ülkelerdeki yerel izleyicilere sunma fırsatı verdiğine işaret eden IFLC Koordinatörü ve  Amity Kolejleri Genel Müdürü Deniz Erdoğan, 'Küresel Barış' ideali doğrultusunda, devam eden Sevgi Çocukları Festivali’nin bu yıl da renkli bir şekilde gerçekleşeceğini söyledi. Genel Müdür Erdoğan, “Önceki yılda yapılan festivale katılan Sevgi Çocuklarını ikâmetgahında ağırlayarak misafir eden Avustralya Cumhurbaşkanı Sayın Sir Peter Cosgrove’un (Genel Vali) dediği  şu sözle düşüncelerimizi ifade etmek istiyorum: "Bu festival, kardeşlik ve dünya barışı mesajı taşıyor. Küresel barış idealini, pratiğe dönüştüren insanları görmek, çok harika bir şey."

BİLET SATIŞI, ŞUBAT SONUNA KADAR YÜZDE 20 İNDİRİMLİ   

5 Mayıs Cumartesi günü akşam saat 7’de başlayacak program için biletler şimdiden satışa çıkarıldı. Bilet almak isteyenlerin MOSAIC kodu ile bu ay sonuna kadar iflc.org.au web sitesinden %20 indirimli alabilecekleri kaydedildi. Buna göre iki farklı kategoride satışa sunulan biletlerin ön sırada oturanlar için 30, arka sıralar için ise 20 dolardan satışta olduğu açıklandı. Bu arada program gecesinde çeşitli sürprizlerin ve çekilişlerin olacağı hatırlatıldı.

ŞİMDİYE KADAR 40 ÜLKEDEN 280 ÖĞRENCİ KATILDI

Avustralya'da, bugüne kadar 40 farklı ülkeden 280'den fazla öğrencinin katılımı ile düzenlenen IFLC'ye daha önceki yıllar da olduğu gibi üst düzeyde katılım bekleniyor. Geçen sene Melbourne’de yapılan festivale yaklaşık 5500 kişi katılmıştı. 2015’te Sydney Opera House’da ilk kez gerçekleşen programa Avustralya Genel Valisi Peter Cosgrove ve eşi Lynne Cosgrove’un yanı sıra, NSW Eyalet Valisi David Hurley, çok sayıda bakan, milletvekili, bürokrat ve yabancı ülke misyon şefleri katılmıştı.
Programa, Başbakan Malcolm Thurnbull, geceye gönderdiği özel mektupta çok kültürlü Avustralya’ya hizmet eden bu festivali desteklediğini söylemişti. Thurnbull’un mesajını Federal Çok Kültürlülük Bakan Yardımcısı Craig Laundy paylaşmıştı. 

GENEL VALİ: FESTİVAL KARDEŞLİK VE DÜNYA BARIŞI MESAJI TAŞIYOR

Cumhurbaşkanı (Genel Vali Sir Peter Cosgrove), 2016 yılında Opera House’de yapılan festivale katılarak emeği geçen herkese ve projenin fikir sahiplerine teşekkür etmişti. Avustralya Cumhurbaşkanı Peter Cosgrove, şunları söylemişti: “Bu festival, kardeşlik ve dünya barışı mesajı taşıyor.
Toplumumuzda kaynaşmayı sağladığınız için çok teşekkür ediyorum.”

Öte yandan bu yıl yapılacak uluslararası organizeye Suttons Honda’nın ana sponsor olduğu belirtildi. Başladığı günden beri, IFLC' nin sunuculuğunu yapan ünlü TV Spikeri George Donikian, bu yıl da aynı görevi üstlenecek. Festivalin medya sponsorluğunu ise SBS yaparken, 5 Mayıs’taki program YouTube’dan HD canlı olarak yayınlanacak. Bu arada Avustralya’nın Ulusal Kanalı, SBS TV’de IFLC AUSTRALIA’yı, daha sonra ki bir tarihte yayınlayarak, yeniden kamuoyuyla paylaşacak.

SYDNEY’İN EN GÖRKEMLİ SALONU

Festival, Sydney’de şehir merkezinin kalbi sayılan Darling Harbour’daki yeni hizmete giren Uluslararası Sydney Conventin Centre’de yapılacak. 2500 kişi kapasiteli salon, bu yıl 15 ülkeden gelecek olan ‘Sevgi Çiçeklerini’ ağırlayacak. Amity Eğitim kurumları ve Affinity Kültürlerarası Diyalog Vakfı’nın ortaklaşa organize ettiği festivale, şimdiden ilginin büyük olduğu belirtildi. Zafer POLAT-SYDNEY