Tuesday, 14 March 2017

http://zamanaustralia.com/2017/03/toplumun-beklentileri-karsisindaki-hassasiyet

Toplumun beklentileri karşısındaki hassasiyet

ZAFER POLAT
z.polat@zamanaustralia.com.au
http://zamanaustralia.com/2017/03/toplumun-beklentileri-karsisindaki-hassasiyet

Son zamanlarda yolsuzluk, haksız ve usulsüz harcamaları ile gündeme gelen siyasileri oldukça sık duyar olduk. Neyse ki, ülkede muhalefetin, basının ve halkın tepkisi veya meslek erdemliği ile istifa etme müessesesinin işliyor olması sevindirici. Bu istifalara yol açan skandallar bazen de kanunlardaki boşluklar veya iyi niyetli yola çıkılmış ama o yolda ki trafik ışıklarına dikkat etmemekten de kaynaklanabiliyor. Tıpkı Federal Sağlık Bakanı Sussan Ley’in, resmi bir program dahilinde 2 gece kaldığı Gold Coast’da, bir ev almaya karar vermesinde olduğu gibi. Queensland eyaletinin dünyaca ünlü turizm merkezi olan beldeye, hastaları ziyarete giden Bakanın, seyahat programında ev bakmak yokken ani bir kararla bir evi beğenmesi ve 795 bin dolar değerindeki bu evi mortgage ile satın almaya karar vermesi, Bakanlık koltuğunu bırakmak zorunda kalması ile neticelendi. Aslında ortada görünen bir yolsuzluk yok. Yolsuzluk olarak değerlendirilen konu ise kişisel bir yatırım kararı verirken bakanın o evi görmeye, makam arabası ile gitmiş olmasıydı. Hatırlanacağı üzere, geçtiğimiz yıl Kasım ayında da iki köpeğini makam aracı ile yazlık evine gönderen Victoria Eyalet Cezaevleri, Eğitim ve Beceriler Bakanı Steve Herbert’da aynı nedenle istifa etmişti. Şimdi de bu halkaya aşağıda örneklerini vereceğimiz yenileri eklenmiş oldu.
Bakan Sussan Ley’in, istifasının ardından, Meclis harcamalarını denetlemek üzere bağımsız bir komisyon kurma sözü veren Başbakan Malcolm Turnbull, parlamenterleri uyararak, “Politikacılar vergi mükelleflerinin paralarını dikkatle harcamak ve çalışma harcamalarında kamu kaynaklarının etkin, verimli ve ahlaki bir biçimde kullanılmasını sağlamakla yükümlüdür.” dedi.
İşte tam da Başbakanın harcamalar ile ilgili yaptığı yoruma ve vergi mükelleflerinin cebinden çıkan paraları usulsüz kullanmaktan dolayı eleştirilere maruz kalıp, görevlerinden istifa etme kararı alan siyasilere iki yeni örnek; Victoria Parlamentosu Başkanı Telmo Languiller ve Yardımcısı Don Nardella, kanunların kendilerine tanıdığı ikametgah giderlerine ait ödenek aldıklarından dolayı görevlerinden istifa ettiler. Parlamento kuralları gereğince, politikacılar, şehirdeki bir mülkünün dışında, Melbourne şehir merkezinden en az 80 km uzakta olması şartı ile, “ikinci bir ikametgah” için ödenek alma hakkına sahipler. İşçi Partisi Tarneit seçim bölgesi Milletvekili Telmo Languiller, parayı talep etme hakkına sahip olduğunu ancak bunun toplumun beklentilerini karşılamadığını kabul ettiğini söyleyerek, “Bu nedenle, aldığım parayı tam olarak geri ödeyeceğim.” dedi. Geelong’un güneydoğusundaki Queenscliff’de, kiraladığı bir konutu birincil ikamet yeri olarak gösteren Languiller, kendi seçmenlerine uzak olan Footscray semtinde de ikinci bir ev tutmuş ve burayı da resmi ikametgahı olarak göstermişti. Tarneit seçim bölgesi Melbourne şehir merkezinin yaklaşık 25 km batısında bulunuyor. Languiller, daha sonra, Parlamento’ya, Queenscliff’deki mülkünü ailevi nedenlerden dolayı kiraladığını belirterek bir açıklama getirdi. 1999 yılında Victoria Parlamentosu Milletvekili seçilen ve Uruguay’ın Montevideo kentinde dünyaya gelen Telmo Languiller, Avustralya’nın İspanyolca konuşulan bir ülkede dünyaya gelen ilk Parlamenteri olarak tanınıyor. Tecrübeli siyasetçi, daha önce de yanında çalıştırdığı Türk danışmandan dolayı toplumumuz tarafından da yakından tanınan bir kişi. Kendisi de zaman zaman erdemli siyasetçilere örnek verdiğimiz bir davranış sergileyerek yaptığı haksızlıktan dolayı özür diledi ve “Toplumun, kamu fonlarını harcamalarında ihtiyatlı davranmamızı beklediğini kabul ediyorum. Bu koşullarda ikinci bir ikamet tazminatı talebi bu beklentilere uymuyor” diyerek hem aldığı ödeneği geri ödemeyi taahhüt etti, hem de temsil ettiği görevinden istifa etti. İstifasında vicdanının sesini dinlemesinin yanında muhalefetin ve medyanın da konunun üzerine gitmesinde büyük katkısı olduğunu hatırlatmakta da yarar var.
Languiller’in ardından Yardımcısı Don Nardella’da aynı şekilde kendisine meclis tarafından tanınan ödeneği haksız yere aldığından dolayı görevinden istifa etmişti. Victoria’nın kuzeyindeki Melton seçim bölgesi Milletvekili Nardella, iki gün önce de tartışmalar ve istifa çağrılarından dolayı, İşçi Partisi’nden istifa etti. Don Nardella, Bellarine Yarımadası’ndaki Ocean Grove’da yaşadığı iddiasıyla aldığı ödenek miktarı olan toplam 100 bin doları geri ödemeyi reddediyor. Nardella’nın istifasında da muhalefetin kendisini yakın markaja almasının önemi de şüphesiz çok etkili olduğu söylenebilir. Çünkü Victoria Muhalefet Lideri Matthew Guy, ödenek skandalının daha derin araştırılması için Polis soruşturması çağrısında bulunmuştu. Hatta Victoria eyalet Başbakanı Daniel Andrews’e, Nardella’nın şehir merkezine 90 kilometre uzaklıkta olan ve ikametgahı olarak gösterdiği Ocean Grove’daki adresinin, aslında bir karavan olduğunu biliyor musunuz?” diye de sormuştu.
Avustralya’da gördüğümüz, okuduğumuz ve duyduğumuz kadarı ile partisini oy kaybına uğratan, seçmeninin ve toplumun beklentilerini karşılayamayan veya adı yolsuzluk skandalına karışan siyasetçilerin, koltuklarını daha fazla meşgul etmeyerek istifa ettiklerine çok şahit olduk. Bu bağlamda, hafta sonu gerçekleşen Batı Avustralya’daki eyalet seçim sonuçlarına da değinmek istiyorum. Eyaletin 1.5 milyona yaklaşan seçmeni, iki dönem iktidara taşıdığı Koalisyon Hükümetine ve 8.5 yıldır Başbakan koltuğunda oturan Colin Barnett’e üçüncü dönem için izin vermedi. Liberal-Ulusal ittifak hükümetinin hezimetinin ardından Barnett’in, siyasi kariyerine muhalefet sıralarında devam etmeyeceğini veya Liberal Parti liderliğini başka bir isme bırakacağını tahmin ediyorum. Bu tahmini ise daha önceki seçimler de benzer sonuçlar karşısında liderlerin aldıkları kararları göz önünde bulundurarak yaptım. Aslında büyük oy kaybına uğrayan Barnett’in, sonuçların belli olmasının ardından istifa edeceğini bekliyordum. Cumartesi akşamı yenilgiyi kabul eden duygulu konuşması sırasında bunu söylemedi, daha sonra da açıklamadı ama bakalım önümüzdeki günlerde geleneği devam ettirerek istifa kararı alacak mı... 

Sunday, 5 March 2017

Netanyahu’nun ziyareti nasıl karşılandı?http://zamanaustralia.com/zafer-polat/2017/03/netanyahunun-ziyareti-nasil-karsilandi

Netanyahu’nun Avustralya ziyareti nasıl karşılandı?

Benjamin Netanyahu, Avustralya’ya resmi ziyaret gerçekleştiren ilk İsrail Başbakanı oldu. Netanyahu’nun gelişi, onun için “tarihi” bir ziyaret anlamı taşıdı. İsrail Başbakanı’nın sıkı güvenlik önlemleri ile gerçekleşen ziyareti ve yapılan sıcak karşılama ile ikili temasları çok dikkat çekti.

Zafer POLAT

Konvoyuna, çok sayıda motosiklet olmak üzere, diğer polis araçları eskortluk yaptı. Ülke Cumhurbaşkanı konumunda olan Genel Vali tarafından askeri törenle karşılandı. Başbakan Malcolm Turnbull, konuk Başbakanı Sydney’de, Kirribilli’deki konutunda ağırladı. Netanyahu, Muhalefet Lideri Bill Shorten ve NSW Başbakanı Gladis Berejiklian ile de görüştü. Resmi düzeyde çok sıcak karşılanan İsrail Başbakanı, Netanyahu; “İsrail’den çok uzakta olmama rağmen, kendimi evimde hissettim. Avustralya’da olmaktan çok mutluyum” diyerek, hissiyatını kişisel twitter hesabından duyurdu. Fakat, bu ziyaretten ‘Avustralya’ya hoş gelmedin Netanyahu’ diyerek rahatsızlık duyanlar ve İsrail’in işgalci politikasına karşı çıkarak, Filistin halkının haklı davasına destek olmak için bir araya gelip, protesto ile tepki gösterenler de yok değildi.

Ayrıca bu ziyaretin iktidar ile muhalefeti de görüş ayrılığı bakımından karşı karşıya getirdiğini söyleyebiliriz. İsrail’in, uluslar arası hukuka aykırı olarak Filistinlilerin vatanları olan topraklarda yerleşim birimleri kurması ve Doğu Kudüs ile Batı Şeria’da binlerce yeni ev ve yerleşim biriminin yapılacağını duyurması, başta BM olmak üzere bir çok devlet tarafından kınandı.
Başbakan Turnbull ise, Avustralya’nın her zaman, İsrail ve Filistin halklarının yan yana yaşayacağı iki devletli bir çözümü desteklediğini ve sorunun taraflar arasındaki doğrudan müzakereler yoluyla çözülmesi gerektiğini belirtti. Turnbull; “İsrail’i kınayan ve eleştiren tek taraflı (Birleşmiş Milletler) kararları desteklemiyoruz” dedi.
 
Netanyahu’da,ayrıca bu ifadeleri The Australian gazetesinde de kaleme aldığından dolayı Turnbull’a: “Makalede ifade edilen dostluk beni şaşırtmadı. Fakat makaleden öncesinde haberim yoktu. Avustralya’ya indiğimde ve gazete bana verildiğinde, makaleyi okumaktan mutlu oldum. Avustralya, BM’nin ikiyüzlülüğünü cesaretle ortaya koymakta.” diyerek teşekkür etti.

Muhalefet Lideri Bill Shorten ise Netanyahu ile yaptıkları bir saat süren görüşmenin ardından “İsrail’in sınır güvenliğinin yanı sıra Filistin halkının kendi devletlerine sahip olma hakkını destekliyoruz. Yerleşim birimlerinin ve genişlemelerin barışa giden yolu engellediğini ve sürece zarar verdiği görüşünü çok açık ve net olarak ifade ettik” dedi.
 
Avustralyalı liderler iki devletli çözümü desteklese de, İsrail’in işgalci tutumunun bu şekilde devam etmesi halinde, bunun söylemden öteye gitmeyeceği yönünde yorumlar yapılıyor. Yine her iki liderin yaptığı açıklamaları dikkate alırsak, aslında bunun bir parti geleneği olduğunu göreceğiz.
Eski Federal Başbakan Tony Abbott’da Avustralya büyükelçiliğinin Tel Aviv’den Kudüs’e nakledilmesini ve Filistin’e yapılan yardımların “teröristlere ve ailelerine” gittiğini öne sürerek, yardımların durdurulmasını önermişti. Neyse ki, bu çağrıya Koalisyon destek vermedi. İşçi Partisi’nin eski lideri ve eski Başbakanlardan Kevin Rudd’da temelde iki devletli çözüm umudunu zayıflatır diyerek, işgal altındaki Batı Şeria’da, yeni yerleşim binalarının yapımı konusunda endişesini dile getirmişti.

Yukarıda bahsettiğimiz gibi İsrail Başbakanı’nın Avustralya’da olmasından, mutlu olmayanlar, tepkilerini demokratik şekilde ve olaysız bir şekilde protesto yolu ile dile getirip, kamuoyuna duyurdular. Netanyahu’nun ziyareti öncesi, 60’ı aşkın tanınmış isim onun Avustralya’yı ziyaretine karşı çıktı. Aralarında Avustralya’nın önde gelen iş adamı, dini lider, hukukçu, akademisyen, sanatçı ve eski politikacıların da bulunduğu çok sayıda tanınmış isim, Filistin halkına karşı kışkırtıcı, sindirici ve baskıcı politikalar uygulayarak Orta Doğu’da barışı engelleyici rol oynadığı gerekçesiyle, İsrail Başbakanı’nın ziyareti ile ilgili tepkilerini ortaya koydular.
Sydney Town Hall binası dışında toplanan çeşitli gruplar, aktivist ve siyasiler yaklaşık iki saat süren ve olaysız geçen protestolarında, İsrail’in işgal rejimini kınayan sloganlar atıp, Netanyahu’yu da günümüzün Hitler’i, şeklinde benzetme yaptılar. Protestoya daha çok Avustralya için Sosyalist Alternatif olarak da bilinen The Socialist Alliance Partisi’nin organize oluşu ve taraftarları dikkat çekti.
 
‘One Minute’ sloganının revaçta olduğu dönemlerde ve özellikle Filistin için yapılan protesto yürüyüşlerine Araplar, Erdoğan posterleriyle katılırlardı. Sydney’deki bu son protestoda ise değil poster, tek bir Türk Bayrağı bile görülmüyordu…Kalabalık grupta Filistin, Avustralya, Aborjin ve İran bayrakları varken, Türk Bayrağı’nın olmaması ise; protestoya katılanlar tarafından hem üzücü oldu hem de şaşkınlıkla karşılandı. NSW Polisi’nin ise protestonun güvenliği, takip edilmesi gereken güzergahı ve herhangi bir taşkınlığa yol açmaması konusunda gösterdiği hassasiyet ise takdire şayandı. Atlı polisler, grubun önünde yer alırken, bir polis helikopteri de havadan izledi. Ne protestoya katılanlar taşkınlık yaptı, ne de polis herhangi bir müdahalede bulunmak zorunda kaldı. Yol boyunca ve konvoyun önünde polisler grubun yürüyüşünün aksamaması için özel gayret gösterdiler.
 
Sonuç olarak Netanyahu, Kıta Ülkesinden memnun ayrıldı diyebiliriz. En azından İsrail’in işgalci politikasına karşı çıkmayan hatta kınanmasını bile haksız bulan bir liderle görüşüp desteğini aldı. İsrail Başbakanı buradan ayrılmadan paylaştığı son twitter mesajında ise; “Avustralya’yı ziyaret eden ilk İsrail Başbakanı olmak büyük bir onur. İsrail’in iki büyük dostları Genel Vali Peter Cosgrove ve Başbakan Malcolm Turnbull ile bir araya geldim” diye yazdız.polat@zamanaustralia.com.au  www.zamanaustralia.com.au

Trump’ın izinden giden Avustralyalı siyasetçiler... http://www.zamanaustralia.com/zafer-polat/2017/02/trumpin-izinden-giden-avustralyali-siyasetciler

Trump’ın izinden giden Avustralyalı siyasetçiler...

Zafer Polat

Avustralya gibi farklı kültürlerin birbirleri ile uyum içerisinde huzurlu bir şekilde yaşayabildiği, çok kültürlülüğü başarı ile uygulayan ülkelerde siyasiler, toplum huzurunda ve basın karşısında yapacakları konuşmalara azami hassasiyet gösterirler. Toplumun hiç bir kesimini ayrıştırmayan, hakaret etmeyen hep birleştirici ifadeler kullanmaya çalışır.

HAFTASONU Başkent Canberra’da yapılan ve binlerce kişinin katıldığı Avustralya’nın en büyük Çok kültürlülük Festivali ile ilgili bir basın bildirisi yayınlayan Sosyal Hizmetler ve Çok kültürlülük Bakan Yardımcısı Senatör Zed Seselja, festivalin ülkenin kültürel çeşitliliğinin tanınmış bir kutlaması haline geldiğini söyledi. ACT (Australian Capital Territory) Senatörü ve Bakan Yardımcısı Seselja, Hırvatistan’dan gelen kendi ailesi de dahil, dünyanın dört bir yanından, Avustralya’yı yeni vatanı ve kendi evi yapmak için 7,5 milyondan fazla insanın geldiğini söyleyerek, kullandığı şu birleştirici ifadeleri, toplumu ayrıştırıp, farklı katmanlara bölmek isteyenlere karşı, tokat gibi bir cevap; “Bugün, yüzde 45’i ya da ebeveynlerden en az birinin başka bir ülkede doğmuş olan en çeşitli, müreffeh ve uyumlu uluslardan biriyiz. Avustralya’nın benzersiz kimliğini oluşturan çok çeşitli bir kültürümüz var. Kültürel çeşitliliğimiz, büyük bir sosyal ve ekonomik güç kaynağı ve Avustralya’yı yaşamak için mükemmel bir yer haline getiriyor.”
 
21 Mart’ta ülke çapında kutlanacak ‘Harmoni Günü’ kutlamaları dolayısıyla buna benzer ifadeleri daha da çok duyacağız herhalde.
 
Ancak bu kadar kültür çeşitliliğine sahip ülkemizde, söylemlerine ve hedefine Müslümanları alarak, Amerika’nın yeni Başkanı Trump’ı ve 20 yıldır fikrini değiştirmeyen Pauline Hanson’ı destekleyen politikacılarımız da yok değil. ABC’nin çok izlenen Soru ve Cevap (Q&A) programı geçen hafta Tazmanya Bağımsız Senatörü Jacqui Lambie ile Sudan’da doğup Avustralya’da büyüyen bir mühendis ve yazar olan Yassmin Abdel-Magied’i şeriat kanunları konusunda karşı karşıya getirdi. Çok sert ve tartışmalı geçen programda, İslam Dini’ni şeriat kurallarından ibaret gören Lambie, özgür bir toplumda bu kuralların yer almayan anti-demokratik bir kanser gibi olduğunu savunarak Avustralya’da bu kuralları destekleyen herkesin sınır dışı edilmesi gerektiğini söylemesine karşılık, ‘Yassmin ise, şeriat ve İslam, bulunduğunuz ülkenin kanun ve yasalarına uymayı söylüyor. Benim günde 5 vakit ibadetim şeriattır. Dinim hakkında hiçbir şey bilmiyorsunuz. Hiçbir şey bilmediğin şeyler hakkında konuşuyorsun.’ diye cevap verdi.
 
Senatör güvenlik gerekçesi ile şeriat yasaları gerekçesi ile Avustralya’nın da Donald Trump’ın yolunu izlemesi gerektiğini söyleyerek bu gerekçelerle, İslam’ı barış ve sevgi dini olarak değil de, din adına terör estiren ve aydınlık yüzünü karartmaya çalışan bir takım gruplardan gördüğü kadarı ile değerlendirme çabasında. Direkt isim vermese de “Organize suç ve terörizm tehdidi gerçek. Artık komşularımıza güvendiğimiz ve arka kapımızın kilidini açık bıraktığımız günler geride kaldı” diyor. Burka'yı tehdit unsuru olarak gördüğü için de, yüzü tamamen kapatma Avustralyalıları korkutucu kılıyor’ deyip, bu ayın başında Müslüman kadınların burka giymesini yasaklayan bir yasayı kamuoyuna sunmuştu. Neyse ki, özgürlükler ülkesinde ve günümüzün çağdaş dünyasında, kişinin ne giyeceğine kendisinin karar vermesi gerektiğini Başbakan Malcolm Turnbull da vurgulayarak, Avustralya’nın insanlara ne giyeceğini söyleyen bir ülke olmadığını ifade etti.
Diğer taraftan zamanın NSW Adalet Bakanı Greg Smith, gazetemize verdiği bir röportajında ülkede halihazırda uygulanan kanunlar için İslam hukuku yasalarından da faydalanılması konusunda araştırma yaptıklarını söylemiş ve alınacak kararlar kişinin lehine olacaksa düşünülebilir diyerek, bu konudaki endişelerini değil, olumlu yaklaşımını belirtmişti. Bakan, ‘Ancak tam tersine herhangi bir gruba, topluma veya kişiye zararlı olacaksa kabul edemeyiz.
 
Toplumumuz geliştikçe ve kültürler daha iyi anlaşıldıkça, yargı kararları verilirken bu tür konular gündeme gelebilir’ diye sözlerine eklemişti. Gelibolu Camii’nde ‘Adli Yıl’ açılışına katılan Başsavcı Tom Bathurst da ‘İslam inancında kanunların/hukukun çok önemli yeri vardır. Sizler benden daha iyi biliyorsunuz ki, İslami kanun ve hukuk çok gelişmiş ve komplekstir. Avrupa yüz yıllarca ‘Karanlık Çağı’ yaşarken, İslami toplumlarda Kanun ve Adalet geçerliydi. Her şahıs (Sultanlar ve Liderler dahil) kanun ve hukuku takip ediyorlardı ve “kanunun’’ üstünde değillerdi. Müslümanların kanuna karşı saygılarını nasıl tarihte görüyorsak, bugün Avustralya’da da görüyoruz. Müslüman hukukçuların Avustralya’daki kanunların gelişmesindeki katkılarını görüyoruz. Müslümanların gittikçe katkıları daha da artacaktır. Müslüman toplumun Avustralya’daki Adli sistemdeki katkısını organize edilen açılış töreni de ortaya koyuyor. Umarım bu törenler uzun yıllar devem eder’ demişti.
‘Kişi bilmediğinin düşmanıdır’ derler ya, Senatör Lambie’nin izlediği yol da aynı misal. Ne diyelim, günümüzde İslam’ı doğru tanıtıp, en güzel şekilde temsil etme ve  güzelliklerini anlatma konusunda Müslümanlara büyük iş düşüyor. z.polat@zamanaustralia.com.au