Friday, 22 December 2017

AMITY, HSC’DE EYALET BİRİNCİSİ ÇIKARDI:

http://www.zamanaustralia.com/2017/12/amity-hcs-de-eyalet-birincisi-cikardi-hcs-sinavina-katilan-ogrencilerin-ucte-ikisi-en-yuksek-grupta

Zafer POLAT - SYDNEY

NSW (Yeni Güney Galler) Eyalet Eğitim Bakanı Rob Stokes bu yıl Üniversite (HSC) sınavlarının 50. Yıldönümü olduğunu ve rekor kıran sonuçlara ulaşıldığını söyledi. Bakan Rob Stokes, bu yıl 69 bin öğrencinin, HSC imtihanlarına katıldığını ve sınavda elde edilen başarıya dikkat çekerek, öğrencilerden üçte ikisinin, en yüksek üçüncü grupta yer almasının sevindirici olduğunu vurguladı. Bu arada sınavda, 1394 öğrenci üstün başarı, 16.626 öğrenci ise, ‘seçkin başarı’ ödülü aldı. 57.068 öğrenci ise bir üniversiteye girmek için gerekli olan (ATAR) puanı elde etti.

HSC sınavına katılan öğrencilerin üçte ikisi ‘en yüksek’ grupta

Amity Eğitim Kurumları’nda okuyan öğrencilerden HSC’de 22’si, 90 ve üzeri ATAR puanı alırken, Türkçe dersinden ise; NSW eyalet birincisi, ikincisi, dördüncüsü ve beşincisi de Amity’den çıktı. Eyalet Eğitim Bakanı Rob Stokes, NSW’de HSC sınavına katılan öğrencilerden üçte ikisinin, ‘en yüksek’ üçüncü grupta yer almasının sevindirici olduğuna işaret etti.

NSW Eyalet Eğitim Bakanı Rob Stokes bu yıl Üniversite (HSC) sınavlarının 50. Yıldönümü olduğunu ve rekor kıran sonuçlara ulaşıldığını söyledi. Bakan Rob Stokes, bu yıl 69 bin öğrencinin, HSC imtihanlarına katıldığını ve sınavda elde edilen başarıya dikkat çekerek, öğrencilerden üçte ikisinin, en yüksek üçüncü grupta yer almasının sevindirici olduğunu vurguladı. Bu arada sınavda, 1394 öğrenci üstün başarı, 16.626 öğrenci ise, ‘seçkin başarı’ ödülü aldı. 57.068 öğrenci ise bir üniversiteye girmek için gerekli olan (ATAR) puanı elde etti.

AMITY’DE 22 ÖĞRENCİ 90’NIN ÜZERİNDE PUAN ALDI

Öte yandan 21. kuruluş yıldönümünde Amity Eğitim Kurumları her yıl olduğu gibi yine bu yıl da başarılarını katladı. 22 öğrenci 90 ve üzeri puan alırken, Türkçe dersinde Eyalet birincisi, ikincisi, dördüncü ve beşincisi Amity’den çıktı. Okulun öğrencilerinden Adna Mahmutovic 99.60, Luna Hattom 97.70, Mohamad Kazal 97.50, Mustapha Dannaouı 97.30 ve Samrah Khan 97.10 ATAR puanı alarak, Amity Koleji’nin HSC’de ‘en yüksek’ puan alan öğrencileri oldular.

Sonuçlarla ile ilgili bir açıklama yapan Amity Eğitim Kurumları Genel Müdürü Deniz Erdoğan, elde edilen başarıdan dolayı öğrenci ve öğretmenleri tebrik etti; “Eğitim Kurumlarımız, gelecekte de başarılarına yenilerini katarak, eyaletin önemli okulları arasında yer almaya devam edecektir’’ diyen Deniz Erdoğan,  ‘‘HSC’de 80 ve 90 üzeri puan alan öğrencilerimizin genel toplamını ise şu şekilde ifade edebiliriz; 22 öğrenci 90 ve üzeri puan alırken, 66 öğrenci 80, 54 öğrencimiz ise üstün başarı ödülü aldı” dedi. Amity'den bu yıl 63'ü kız, 64'ü erkek olmak üzere 127 öğrenci mezun oldu. 

AMITY’NİN BAŞARISI FEDERAL PARLAMENTOYA TAŞINMIŞTI


Öte yandan İşçi Partisi Werriwa Bölgesi Federal Milletvekili Anne Stanley, daha önce okulda katıldığı bir programda, “Amity’nin eğitimdeki başarıları ve alınan sonuçlar çok güzel. Sizlerin çalışmaları, gayreti, öğrencilerinizin başarıları ve sosyal faaliyetleri bana her zaman ilham kaynağı oluyor. Gurur verici çok şeyler yapıyorsunuz. Gençlerin eğitimine kendinizi adadığınız için sizleri takdir ediyorum” ifadelerini kullanmış ve Amity Eğitim Kurumları’ndan Federal Parlamento daki oturumda bahsetmişti. 

Thursday, 15 June 2017

İftar sofralarından dünyaya yayılan mesaj...

Başbakan Malcolm Turnbull İngiltere ve ardından Melbourne’deki saldırılardan sonra yaptığı açıklamada, İngiltere Başbakanı Terase May gibi ‘artık yeter’ diyerek radikal gruplara karşı yeteri kadar tolerans verildiğini ve bunların durdurulması gerektiğini söyledi.



Zafer Polat

Ramazan ayının o sımsıcak, engin ve samimi atmosferi içinde iftar programları devam ediyor. Avustralya’nın dört bir yanındaki farklı kurum ve kuruluşlar tarafından verilen iftar programlarının haberleri ile seviniyoruz. Ramazan ayı gibi rahmet ve bereket mevsimini nasıl daha verimli değerlendirebiliriz diyerek, bu zaman dilimini büyük bir fırsat bilme yolunda adımlar atan kültürlerarası diyalog kuruluşları, faaliyet gösterdikleri şehirlerin en prestijli salonlarında farklı din, kültür ve toplumdan seçkin davetlileri ağırlamaya devam ediyor. Parlamento salonlarındaki kalabalık davetli topluluğu ile gerçekleştirilen iftar programlarında verilen barış, dostluk ve sevgi mesajları ise İslam’ın aydınlık çehresini karartmaya ve terörle yan yana gibi göstermeye çalışan gruplara karşı tokat gibi bir cevap niteliğindeydi. Verilen mesajların sayısını çoğaltmak mümkün.

     Kendi seçim bölgesindeki bir derneğin iftar davetine katılan Fowler Federal Milletvekili Chris Hayes, vahşi bir terör örgütü olarak nitelediği IŞİD’in ve gerçekleştirdiği saldırılarda ölenlerin çoğunluğunun Müslüman ve masum insanlar olduğunu söyledi. Ramazan ayının İslam Dini’ni daha derin öğrenme açısından önemli bir fırsat olduğunu vurgulayan Chris Hayes ‘Sizden rica etsem Ramazan da vereceğiniz iftar davatlerine başka bir dine mensup kişileri çağırsanız ve sofranızdaki yemeklerinizi onlarla paylaşsanız. Çünkü bu şekilde sizler İslam’ın bir barış dini olduğunu bu bir araya geldiğiniz sofralarınız da daha rahat anlatabilir ve yanlış anlaşılmaları bu şekilde izale edersiniz’ demişti. Evet, Federal Milletvekilinin dediğini doğrularcasına katıldığı davetlerden izlenimlerini ifade eden Affinity Vakfı danışmanlarından Dr. Elizabeth Coombs ‘Öğrenmek, daha iyi anlamaya götürür. Korkuyu ve endişeyi ortadan kaldırır’ diyerek iftar sofralarında bir araya gelmenin önemini vurgulamıştı.
  Bu hafta ki sayımızda bir kısmını yayınladığımız iftar haberlerinde de okuyacağınız gibi, çok anlamlı ve güzel ifadelerle iftar programlarının toplumun farklı kesimlerinden bir çok insanı bir araya getirmesi, sosyalleşmeye, yeni dostluklar kurulmasına, insanların birbirlerini karşılıklı olarak daha iyi anlamalarına, kültür ve fikir alışverişi açısından meydana getirdiği katkılarından bahsedildi.
   Başbakan Malcolm Turnbull’un Irak’ta 12 yaşında bir Avustralya’lı kız öğrencinin de hayatını kaybettiği terör saldırısından sonra Federal Parlamento da ‘Dünyanın en büyük dinlerinden birini yolundan çıkarmaya çalışan’ diyerek tanımladığı IŞİD ne Ramazan, ne iftar ne sahur diyor. En insafsız şekilde zaman ve zemini karartarak gerçekleştirdikleri eylemlerle ortamı cehenneme çevirdikleri günümüzde, masum insanların hayatına kastetmeye devam ediyor.
Ramazanın ilk günlerinde Irak’ta iftar sonrası başlayan terör saldırıları, daha sonra Afganistan ve Londra’da kanlı yüzünü gösterdi. Aynı örgüt adına hareket eden Somali kökenli bir genç, geçen hafta da Melbourne’de terör estirdi. Yacqub Khayre adlı eylemci, Çin kökenli bir otel çalışanını silahla öldürmüş, bir kadını rehin alarak kendisini otel odasına kapatmış, daha sonra gerçekleştirilen polis operasyonunda öldürülmüştü. Artık terör saldırıları Avustralya’nın bir numaralı gündemi haline gelmiş durumda. Geçtiğimiz hafta Tazmanya’da bir araya gelen eyalet Başbakanları toplantısının ana gündeminde de terör ve bu konu ile ilgili alınacak önlemler masaya yatırıldı.
   Sonuçta başta Sydney ve Melbourne şehirleri olmak üzere, bir dizi önlemler alınması kararlaştırıldı. Federal Hükümet, terör bağlantılı suçlarla ilgili kişilerin kefalet ve şartlı tahliyesi ile ilgili daha güçlü yaptırımlar uygulanması kararı aldı. Başbakan Malcolm Turnbull İngiltere ve ardından Melbourne’deki saldırılardan sonra yaptığı açıklamada, İngiltere Başbakanı Terase May gibi ‘artık yeter’ diyerek radikal gruplara karşı yeteri kadar tolerans verildiğini ve bunların durdurulması gerektiğini söyledi. Terör tehdidine yönelik önlemler kapsamında, Melbourne kent merkezinin en kalabalık noktalarına geçici bariyerler yerleştirilecek. NSW’de ise sadece radikal eylemler ile suçlanan mahkumların kalacağı maksimum güvenlikli bir hapishanenin yapılması planlanıyor.

    Yazıyı Fethullah Gülen Hocaefendi’nin Londra ve Manchester’da işlenen kanlı terör saldırıları üzerine kaleme aldığı ‘Müslüman gençlerin teröristlerin ağına düşmemesi için bağışıklık sistemini güçlendirmeliyiz’ başlıklı yazısından kısa bir alıntı ile bitirmek istiyorum. Yapılabilecek şeylerin önemli bir tanesi şiddeti meşru gören radikalleri fikir savaşında yenmektir’ diyen Hocaefendi, ‘Şu anda Müslümanlar olarak en kritik vazifemiz şiddet ve terör virüsüne karşı, toplumumuzun, özellikle de gençliğimizin bağışıklık sistemini güçlendirmektir ve onlara Efendimizin (s.a.v) kavmini nasıl vahşilikten İbrahimi dinlerin paylaştığı ahlaki prensipleri benimsemiş bir topluma dönüştürdüğünü öğretmemiz lazım’ diyor. z.polat@zamanaustralia.com.au

Wednesday, 31 May 2017

Bakan Bishop’tan teröre lanet, Sirius Koleji öğrencisine başsağlığı

Irak’ın Başkenti Bağdat’taki bombalı saldırıda Sirius Eğitim Kurumları Kız Koleji öğrencisi Zynab Al Harbiya’nın yanı sıra 17 Iraklı hayatını kaybederken 32 kişi de yaralandı. Dışişleri Bakanı Julia Bishop, IŞİD terör örgütünü lanetledi, Avustralya vatandaşı Sirius Koleji Öğrencisi Zynab Al Harbiya’nın ailesine ve okul yönetimine başsağlığı diledi.


http://zamanaustralia.com/2017/05/bakan-bishoptan-terore-lanet-sirius-kolejinin-ogrencisine-bassagligi


Zafer POLAT-SYDNEY

Sirius Eğitim Kurumları Kız Koleji öğrencisi Zynab Al Harbiya, Irak’ın Başkenti Bağdat’daki bombalı saldırıda hayatını kaybetti. IŞİD terör örgütünün üstlendiği bombalı saldırıda, Sirius Koleji öğrencisi Zynab Al Harbiya ile birlikte, 17 masum insan hayatını kaybetti. Bağdat’da meydana gelen aynı saldırıda aralarında Zynab’in amcasının da bulunduğu 32 kişinin de yaralandığı belirtildi. Alınan bilgiye göre Zynab'in ailesi ve iki kardeşiyle birlikte, Irak'taki hasta dedesini ziyarete gittiği ve iftar sonrası hava çok sıcak olduğu için amcası ile gittiği dondurmacıdan alışveriş yaptığı sırada bomba yüklü aracın infilak etmesiyle hayatını kaybettiği açıklandı. Sirius Koleji 7. sınıf öğrencisi Zynab’in, Salı günü yapılan cenaze töreninin ardından Bağdat’daki Necef Mezarlığı’nda toprağa verildiği açıklandı. Ayrıca Çarşamba günü de Melbourne’deki Fawkner Müslüman Mezarlığı’nda gıyabi cenaze namazı kılındı. Buradaki cenaze merasimine Zynab’in amcası Ahmed Al-Saabry ve diğer akrabaları katıldı. IŞİD Terör örgütünü şiddetle kınayan Avustralya Dışişleri Bakanı Julie Bishop, başta Irak halkına ve hayatını kaybeden Avustralya vatandaşı Sirius Koleji öğrencisi Zynab Al Harbiya’nın ailesine ve okul yönetimine başsağlığı diledi.

BISHOP: BU TRAJEDİ, IŞİD TERÖR ÖRGÜTÜNÜN VAHŞİ YÜZÜNÜ GÖSTERİYOR

Melbourne’ün Kuzey semtlerinden Thomastown’da yaşayan Zynab Al Harbiya'nın Bağdat’daki terör saldırısında öldüğünü doğrulayan Bakan Bishop, Avustralya hükümetinin aileye konsolosluk aracılığı ile destek olduğunu söyledi. Bishop, terör örgütünün din ve insanlığa saygısının olmadığını vurguladı. Bishop, Başkent Canberra'da gazetecilere verdiği demeçte, terör saldırısından dolayı duyduğu üzüntüyü şöyle dile getirdi; “Irak’ta meydana gelen terör trajedisi din, milliyet, egemenlik, sınırlar ve insanlığa saygı göstermeyen bu terör örgütünün vahşiliğini bir kez daha gösteriyor. Olayda, Melbourne’de yaşayan ve Sirius Koleji'nde öğrenci olan Zynab Al Harbiya da hayatını kaybetti. Başta ailesine, sevdiklerine ve Broadmeadows'taki diğer öğrenci arkadaşlarına ve okul yönetimine derin üzüntülerimi ve taziyelerimi bildiriyorum.” dedi.

TAKIMOĞLU: GÜZEL YÜZLÜ TALEBEMİZ ARAMIZDA YOK

Öte yandan Sirius Eğitim Kurumları Genel Müdürü Serdar Takımoğlu ise bir basın toplantısı düzenleyerek, terörü bir kez daha lanetledi. ABC Haber Kanalının canlı olarak yayınladığı basın toplantısında konuşan Genel Müdür Takımoğlu, Sirius ailesi olarak büyük bir üzüntü içerisinde olduklarını söyledi. Olayda hayatını kaybeden 17 Iraklı olmak üzere herkese başsağlığı dileklerinde bulunduğunu belirten Takımoğlu, 7. sınıf öğrencisi Zynab Al Harbiya’nın çok çalışkan, okulunda sevilen bir öğrenci olduğunu hatırlatarak; “Zynab, arkadaşları tarafından çok sevilen ve sinerji dolu bir öğrencimizdi. Vefatı nedeniyle hepimiz son derece üzgünüz. Acımasız bir şiddet eğilimi tarafından o güler yüzlü talebemiz artık aramızda değil” dedi. Bu arada Zynab Al Harbiya’nın İngilizce öğretmeni Kiralee Mladenis de tüm okul olarak şok içerisinde olduklarını ve vefat haberinin tüm arkadaş ve öğretmenleri tarafından büyük bir üzüntü ile karşlılandığını söyleyerek; “Hayatını kaybeden öğrencimiz Zynab Al Harbiya, tüm arkadaşları tarafından sevilen bir öğrenciydi. Yurtdışına çıkmadan önce benden fazladan ödev istemişti” dedi.

TERÖR SALDIRISI BİR KEZ DAHA ÇİRKİN YÜZÜNÜ GÖSTERDİ

Öte yandan yol kenarına yerleştirilen bomba yüklü aracın infilak ettirilmesi sonucu 17 kişinin öldüğü ve en az 32 kişinin de yaralandığı saldırıyı IŞİD terör örgütü üstlendi. Bağdat'ın merkezi Karrada bölgesinde yol kenarına yerleştirilen bomba yüklü aracın infilak ettirilmesi ile gerçekleştirilen saldırıyı medya birimi Amak aracılığıyla Twitter ve Telegram hesaplarından yayınladığı bildiriyle IŞİD üstlendi. Yetkililer tarafından, saldırının ağırlıklı olarak Şiilerin yaşadığı Karrada mahallesinde meydana geldiği kaydedildi. Patlamanın Ramazan ayı olması nedeniyle birçok kişinin iftarın ardından sokakta olduğu bir sırada meydana geldiği belirtiliyor. 

Tuesday, 23 May 2017

Avustralya penceresinden Türkiye’deki mülteciler

http://www.zamanaustralia.com/2017/05/avustralya-penceresinden-turkiyedeki-multeciler

Avustralya’da yaşayanlar arşiv ve istatistiğin bu ülkede ne kadar önemli olduğunu çok iyi bilir. En azından bunu her 5 yılda bir yapılan nüfus sayımında ailelere ve kişilere yönelik sorulan soruların çeşitliliğinden anlıyoruz. Sayım, Avustralyalıların önemsediği konularda farklı ve yeni bilgiler sunması açısından çok önemli.

Zafer Polat
 200’den fazla kültürün bir arada yaşadığı ve bundan dolayı da kültürlerin buluştuğu nokta olarak ifade edilen kıta ülkesinde, nüfus sayımı ve demografik yapının nasıl şekillendiği büyük önem arz ediyor. Kıta Ülkesinin yaşamına ışık tutan ve her 5 yılda bir tekrarlanan nüfus sayımı, en son geçtiğimiz yıl Ağustos ayında yapılmıştı. İstatistik Kurumu’nun (ABS) himayesinde hem de dünyada ilk defa internet üzerinden sanal ortamda yapılan sayım ile ilgili verilerin, 27 Haziran’da açıklanacağı duyuruldu. Şimdilik açıklanan sonuçlar, Avustralya’nın giderek artan çeşitliliğini ortaya koyuyor. Ulusal çapta ve eyalet ile bölge başkentlerine ilişkin verilerin yanı sıra, mahalleler ve yerel Belediyeler gibi küçük coğrafi alanları da kapsayan ilk sayım sonuçları, tipik Avustralya profilinin hangi özelliklere sahip olduğunu ortaya koydu. 2016 sayımına göre tipik Avustralyalının; İngiliz kökenli, Avustralya’da doğmuş 38 yaşında bir kadın olduğunu ortaya çıkarmış. Lise mezunu, evli, eşiyle ve iki çocuğuyla üç yatak odalı ve iki arabalı bir evde yaşıyor. Tipik erkek ise 37 yaşında. Haftada 5 ile 14 saat arası ev işi yapıyor. Tipik Avustralyalının anne ve babasının ise burada doğmuş olmasına karşın NSW, Victoria ve Batı Avustralya’da yaşayanlardan anne ve babasından en az birisinin yurt dışı doğumlu olduğu ortaya çıkmış.
Bu kadar geniş ve bir çok detayları içeren nüfus sayımının, Avustralya gibi göçmen toplumlardan oluşan ve tüm dünyadan insanları kucaklayan ırk, kültür ve din ayırımı yapmayan bir politika izleyen ülkenin, bu politikaları daha da geliştirmesi, değerlendirme yapması ve daha verimli hizmet sunarak, özellikle kırsal alanlar ve küçük nüfus grupları hakkında da geniş kapsamlı bilgi sağlaması açısından ne kadar önem arz ettiği ortada. Onun için 1900’lü yılların başından günümüze kadar düzenli bir şekilde yapılan nüfus sayımının ülkenin özellikle göçmen poltikası ile ilgili alacağı kararlar da ne kadar etkisinin olduğunu görebiliyoruz. Sadece ABS’in yaptığı araştırmayla da yetinilmiyor. Hatta bunun ile ilgili üniversiteler, vakıflar ve özel anket şirketleri tarafından da ülkedeki demografik yapının seyri ile ilgili araştırmalar yapılarak, sonuçları kamuoyu ile paylaşılıyor. Bunlarla ilgili ortaya çıkan çarpıcı sonuçlar ise yanlış bilinen veya endişe duyulan bazı konuları da izale ediyor.
Mesela Kültürlerarası Diyalog Merkezi’nin (Affinity) düzenlediği “Zor zamanlarda hoşgörü ve uyum” konulu konferansta konuşan Avustralya İnsan Hakları Komisyonu Irk Ayrımcılığından Sorumlu Üyesi Dr. Tim Soutphommasane, hoşgörü ve uyuma yönelik tehditlere karşı olduğunu söyledi. Buranın, dünyada çok kültürlülük konusunda başarı örneği olarak kalmaya devam ettiğini, ülkede toplumun büyük çoğunluğunun çok kültürlülüğü faydalı gördüğünü, göçmenlik konusunda ise şimdiki rakamların ülke için yeterli olduğuna inandığını, Scanlon Vakfı’nın sosyal uyum ile ilgili yaptığı istatistiki rakamlarla açıkladı. Vakfın, anket çalışmasına cevap veren katılımcıların yüzde 83’ü çok kültürlülüğün ülkeye kazanımlarının iyi olduğunu düşünüyor. Buna ek olarak ise, nüfusun yaklaşık üçte ikisi, göçmen sayısının yeterli veya halen çok az olduğuna inanıyor.
Avustralya ile ilgili istatistiki bilgilerin önemini, zaman zaman Avrupa ülkelerine karşı bir tehdit unsuru gibi de kullanılan, Türkiye’de yaşayan Suriyeli göçmenlerin durumuna dikkat çekmek için sıralamış oldum.
Türkiye’de en son Suriyeliler ile ilgili araştırma, Hacettepe Üniversitesi tarafından 3 yıl önce yapılmış. Bu araştırmanın verilerinin ürkütücü sonuçlarından dolayı da Türkiye’de mülteciler ile ilgili araştırma yapmak yasaklanmış. Herhangi bir araştırma yapabilmek için İçişleri Bakanlığı’ndan izin almak gerekiyormuş. Ben de bunları Halk TV’de, Can Ataklı’nın sunduğu ‘Yazı İşleri’ programına katılan bir gazetecinin açıklamalarından öğrendim.

Evet araştırma yapılamadığı için şu anda Suriyeliler de dâhil, Türkiye’de yaşayan mülteci sayısının ne kadar olduğu tam olarak bilinmiyor. Ama asıl endişe duyulan konu ise; Suriyeli nüfusun çok hızlı bir şekilde artması ve 4 milyonu geçtiği tahmin edilen bu insanlarla ilgili ileriye dönük olarak en ufak bir plan veya projenin olmaması. Ülkesinde yaşayan en küçük nüfus grupları ile ilgili istatistiki bilgileri elde edip, onlara nasıl daha iyi hizmet götürebilirim diye düşünen bir Avustralya ile nüfusu 4 milyonu geçen Suriyeli mültecilerin durumunu açıklamaktan dahi çekinen bir Türkiye. Varın aradaki kıstası siz hesap edin.  z.polat@zamanaustralia.com.au

Meclis Başkanı Atkinson: IFLC programı, paylaşmayı nasıl kucakladığımızı gösteriyor

http://www.zamanaustralia.com/2017/05/meclis-baskani-atkinson-iflc-paylasmayi-nasil-kucakladigimizi-gosteriyor

Meclis Başkanı Atkinson: IFLC programı, paylaşmayı nasıl kucakladığımızı gösteriyor


Zafer Polat- MELBOURNE

Avustralya'nın Victoria Eyalet Meclis Başkanı Atkinson;“Dünyanın farklı ülkelerinden gelen öğrenciler bizlere çeşitliliklerini, kültür ve geleneklerinden örnekler sergiledikleri için çok teşekkürler. IFLC programı, bize birlikte çalıştığımız zaman birbirimizi daha iyi tanıma ve paylaşmayı nasıl kucakladığımızı gösteriyor ”dedi.

Uluslararası Dil ve Kültür Festivali (IFLC) Avustralya’da başta olmak üzere, dünyanın çeşitli ülkelerinde ses getirmeye devam ediyor. Geçen hafta Avustralya ve Fransa’da yapılan 15. Dil ve Kültür Festivali, dün Romanya’da gerçekleşti. Geçen yıl Sydney’de bu yıl ise Melbourne’ün ev sahipliğinde gerçekleşen festivalin Avustralya‘daki ayağında, yankıları sürüyor. 3 bin kişinin katıldığı programda zaman zaman duygusal anlar yaşanırken, Avustralyalı yetkililer ise lFLC'nin Melbourne programına tam not verdi. Melbourne Kongre ve Sergi Merkezi'nde yapılan programa gösterilen ilgi ve destek, organizasyon heyetini sevindirdi. Programa katılan ve duygularını dile getiren Victoria Eyaleti Parlamentosu Meclis Başkanı Bruce Atkinson, bir kez daha programın önemini vurguladı. 
SIRIUS, EĞİTİMİN YANISIRA 20 YIL EVRENSEL DEĞERLERİ DE ÖĞRETTİ
Atkinson, öğrencilere teşekkür ederek; “Dünyanın farklı ülkelerinden gelen öğrenciler, bizlere çeşitliliklerini, kültür ve geleneklerinden örnekler sergiledikleri için çok teşekkürler. IFLC programı, bize birlikte çalıştığımız zaman birbirimizi daha iyi tanıma ve paylaşmayı nasıl kucakladığımızı gösteriyor. 20 yıldan beri Eyalette eğitim hizmeti veren Sirius Koleji'ni kutluyorum. Kolej bu 20 yılda gençleri ileriye götürmek, onları geliştirmek ve onlara evrensel insani değerleri de vermek için çalıştı ve öğretti. Bu gece yeteneklerini sunan tüm çocuklara bravo. Onlar 2 yıl öncekinden daha iyi performans sergilediler ”dedi. Programın organizesini ise Avustralya Kültürler Arası Diyalog Merkezi (AIS) ile Sirius Eğitim Kurumları ortaklaşa yaptı. Dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen öğrenciler tarafından seslendirilen "Dünyanın Renkleri" isimli şarkıyla başlayan programa, ülke çapından yaklaşık 3 bin davetli katıldı. IFLC’ye ikinci kez ev sahipliği yapan ve programın organizatörü olan Sirius Koleji’nin kuruluşunun 20.yıl anma etkinlikleri kapsamında gerçekleştirilen program, ayrı bir anlam kazandı. 20. Kuruluş yıl dönümünü IFLC ile taçlandıran Sirius Koleji’nin böylesi uluslararası bir organizasyona ev sahipliği yapması, özellikle katılımcı davetliler tarafından takdirle karşılandı.
PROGRAMDAN GÖRÜŞLER:
David de Kretser: Victoria eski Valisi
Bu gece Afrika, Hindistan ve Endonezya'dan Avustralya'ya kadar farklı i.
bir çok grup insanı bir arada görmek harika. Bir çok farklılıklar taşıyan tek bir aileyiz. İnsanlığın harika bir şekilde takdim
Justice Rod Randall :Yargıç
Sizlere önceklikle AIS’in misyonunun bilgi, etkileşim ve işbirliği yoluyla yeni köprüler kurma olduğunu hatırlatmak isterim. Bu misyonun tam tersi ise genelleme yapmaktır. Maalesef bizler bu çağda buna şahit oluyoruz. Basının gücünün azaltılması ile yarı gerçekleri ve yanlış bilgileri kabul etmemiz isteniyor. AIS ve Sirius Koleji gibi organizasyonlar bu genelleştirmeyi ortadan kaldırıyorlar. Yaptığınız işler, özellikle çocuklarınız adına genelleme yapmadan, birbirlerini daha tanıması adına hayati önem taşıyor.
Andrew Crisp : Emniyet Müdür Yardımcısı
Kimin Erovizyon'a ihtiyacı var. IFLC öğrencileri, sizler Erovizyon’a katılanlardan daha iyisiniz. Her genç insan kendi potansiyelini gerçekleştirme hakkına sahiptir ve sizler de bu hedef doğrultusunda ilerliyorsunuzdur. Sirius Koleji'ne gidenlerin aldıkları eğitim bir harika.
Karen Percy : ABC-Gazeteci
Avustralya'da daha doğrusu dünyada herkes, sahnede olan bu renk ve çeşitliliği (IFLC) görmelidir. Burada önemli olan zengin kültürlerin bir araya gelmesi değil, büyük farklılıklara rağmen hala aynı olduğumuzun anlaşılması önemlidir. Buradaki liderler, AIS’in yaptığı gibi köprüler kurmaya çalışmalılar. Bizler bütün bağnazlık ve ırkçılık çağrılarına karşı gelmeliyiz. Barışçıl bir dünya kurmamız için buna çok ihtiyaç duyuyoruz.
ENGELLER, TÜRKÇE OLİMPİYATLARINDAN KÜLTÜR FESTİVALİNE ÇEVİRDİ
Öte yandan Avustralya’dan sonra Romanya’da gerçekleşen Uluslararası Dil ve Kültür Festivali'ne ise bu yıl 20 ülkeden 200’ü aşkın öğrenci katıldı. Bu yıl geleneksel Türk festivaliyle ortaklaşa düzenlenen etkinliğin, mutfak kültüründen, gösteri sanatlarına Bükreşlilerin çok yoğun ilgisi ile karşılandığı belirtiliyor. 20 ülkeden 200’ü aşkın öğrenci söyledikleri şarkılarla duygulara tercüman olarak, sahne gösterileriyle dostluk ve barış içinde yaşanılabileceği mesajını verdiler. Titan parkında açılan standlarda Türk yemekleri başta olmak üzere, farklı kültürlerin mutfak örnekleri görücüye çıktı. Açılan kültür standları ise, konuklara yabancı kültürleri tanıma fırsatı verdi. Bükreşliler, hafta sonunda yeni ve ilginç damak tadları ile farklı kültürleri tanımanın yanı sıra, dopdolu sahne programlarıyla hoşça vakit geçirdi. 
2003 yılında 17 ülke ile başlayan ve 11 yıl boyunca Türkiye’de coşkuyla kutlanıp karşılanan Türkçe Olimpiyatları, son üç yıldan beri, Türkiye’deki iktidarın engellemesiyle, dünyanın çeşitli merkezlerinde, Uluslararası Dil ve Kültür Festivali (IFLC) adı altında kutlanıyor. 

Friday, 19 May 2017

IFLC Avustralya’dan anlamlı mesaj: Hüzün ve sevinç birarada

http://zamanaustralia.com/2017/05/iflc-avustralyada-anlamli-mesaj-huzun-ve-sevic-birarada
2017-05-15 05:33:55


Bu yıl Avustralya’da 3.sü büyük coşku ile gerçekleştirilen 15.Uluslararası Dil ve Kültür Festivali (IFLC) Melbourne’de sona erdi. Dünyanın 13 ülkesinden gelen öğrenciler tarafından seslendirilen "Dünyanın Renkleri" isimli şarkıyla başlayan programa, yaklaşık 3 bin davetli katıldı.


Zafer Polat- MELBOURNE

Bu yıl 3.sü gerçekleştirilen Uluslararası Dil ve Kültür Festivali (IFLC) Melbourne’de çok başarılı bir organize ile sona erdi. Avustralya’nın önemli şehri Melbourne’ün en büyük kültür ve sergi salonu olan Melbourne Convention & Exhibition Centre’de gerçekleşen program, yaklaşık üç saat sürdü. Programın organizesini ise Avustralya Kültürler Arası Diyalog Merkezi (AIS) ile Sirius Eğitim Kurumları ortaklaşa yaptı. Dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen öğrenciler tarafından seslendirilen "Dünyanın Renkleri" isimli şarkıyla başlayan programa, ülke çapından yaklaşık 3 bin davetli katıldı. Dünyanın dört bir yanından Avustralya’ya gelen öğrenciler, devlet yetkililerinin de katıldığı programda, şarkılar söyledi, geleneksel danslar sergilediler. Programın sunuculuğunu ise Avustralyanın ünlü isimlerden George Donikian ve Manpreet Kaur Singh ikilisi yaptı.

TÜRKİYE’Yİ TEMSİLEN ÖĞRENCİLERİN OLMAMASI ÜZÜNTÜYE NEDEN OLDU

Sevinç ve hüznün bir arada yaşandığı bu yılki festivale, Amerika’dan Afrika’ya, Orta Asya’dan Balkanlara, Avrupa’dan Uzak Doğu’ya kadar, dünyanın dört bir yanından ‘sevgi çiçekleri’ katıldı. Türkiye’de, Hizmet Hareketi’ne ait okulların, AKP iktidarı tarafından hukuksuz bir şekilde kapatılması nedeniyle, Türkiye’yi temsilen katılan öğrencilerin olmaması büyük bir üzüntüye neden oldu. Arnavutluk, Fransa, Almanya, Hindistan, Endonezya, Kazakistan, Kenya, Romanya, Rusya, Güney Afrika, Tunus, Ukrayna ve ABD’den katılan sevgi çiçekleri öğrencilerin seslendirdiği eserler, hem sevindirdi hem de hüzünlendirdi. 

SIRIUS 20.YAŞINI IFLC İLE TAÇLANDIRDI

IFLC’ye ikinci kez ev sahipliği yapan ve programın organizatörü olan Sirius Koleji’nin kuruluşunun 20.yıl anma etkinlikleri kapsamında gerçekleştirilen program, ayrı bir anlam kazandı. 20. Kuruluş yıl dönümünü IFLC ile taçlandıran Sirius Koleji’nin böylesi uluslararası bir organizasyona ev sahipliği yapması, özellikle katılımcı davetliler tarafından takdirle karşılandı.

PROGRAMIN BU YILKI TEMASI: MERHAMET ŞAMPİYONLARI

Öte yandan 14 Mayıs ‘Anneler Günü’ gibi anlamlı bir tarihte yapılan festivalin bu yıl ki teması, ‘Merhametin Şampiyonları’ olarak açıklandı. Uzun yıllar başarılı eğitim hizmeti veren Sirius Eğitim Kurumları tarafından organize edilen festival, dünyada çok kültürlülük politikasını en güzel şekilde ve fiilen uygulayan Avustralya’da, büyük bir ilgiyle karşılandı. Sirius Eğitim Kurumları Genel Müdürü Serdar Takımoğlu,  katılımcı tüm öğrencilere ve davetlilere teşekkür etti. Takımoğlu; “Günümüzde nefret, korku ve çatışmaya karşı bu festival, tüm insanlarla birlikte sevgi ve merhamet konusunda çalışmak için yolumuzu aydınlatıyor. Ortak değerler üzerine karşılıklı dostlukların inşa edildiği bir dünya için umudumuzu sergilemesi bakımından çok önemli” dedi.

TÜRKÇE OLİMPİYATI’NDAN KÜLTÜR FESTİVALİ’NE

2003 yılında 17 ülke ile başlayan ve 11 yıl boyunca Türkiye’de coşkuyla kutlanarak karşılanan Türkçe Olimpiyatları, son üç yıldan beri, Türkiye’deki iktidarın engellemesiyle, dünyanın çeşitli merkezlerinde, Uluslararası Dil ve Kültür Festivali (IFLC) adı altında organize edilmeye başlandı. Kültürel çeşitliliğin geleneksel yıllık kutlaması anlamına da gelen festivalde, öğrenciler sadece ana dilde değil, aynı zamanda diğer dillerde de performans sergileyerek, tüm uluslardan insanlar arasında gelişen bağlara dikkat çektiler.Üç Saat süren programın ardından düzenlenen teşekkür kokteyline, Victoria Eyalet Parlamento Meclis Başkanı Bruce Atkinson, Federal ve Eyalet Milletvekilleri, eski Victoria Valisi Prof. David de Krester, Victoria Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Andrew Cris başta olmak üzere iş, sanat ve medya dünyasından çok sayıda davetlinin katıldığı program, renkli görüntülere sahne oldu. Kokteylde konuşan Kültürler Arası Diyalog Merkezi (AIS) CEO'su, Ahmet Keskin, dünya çocuklarına katkılarından dolayı teşekkür etti. Dünya barışana dikkat çeken Keskin, bugün barış, sevgi ve beraberliği terennüm eden bu organizasyonu engellemeye çalışanlara dikkat çekerek, dünyanın ve Avustralya’nın ihtiyaç duyduğu bu atmosferi sürdüreceklerini belirtti. Keskin; “Uluslarası Dil ve Kültür Festivali bütün dünya çocuklarını bir araya getirerek, kendi kültür ve geleneklerini geniş kitlelere ulaştırmayı hedefledi. Bu festivalin farklı dil ve kültürlerin tanınması, karşılıklı saygı ve anlayışın gelişmesi için mükemmel bir fırsat olduğunu ve hiç bir kültürün diğerinden üstün olmadığını düşünüyoruz. Bu şartları hazırlayan Avustralya’nın hükümet ve devlet yetkililerine teşekkür ederim” dedi.

DEVLET KANALI SBS TELEVİZYONU PROGRAMIN TAMAMINI YAYINLAYACAK

Öte yandan Avustralya Devlet Televizyonu SBS’in, medya sponsorluğu yaptığı Dil ve Kültür Festivali'nin Melbourne programını yayınlayacak. z.polat@zamanaustralia.com.au

Avustralya vatandaşlığı hayal mi oluyor?

http://zamanaustralia.com/2017/04/avustralya-vatandasligi-hayal-mi-oluyor



Avustralya’nın hukukun üstünlüğü, özgürlük ve Demokrasiye saygı gibi kıymetli değerleriyle dünyaya örnek bir ülke olduğunu hatırlatmakta fayda var. Yani burası ‘Türk tipi demokrasiyle değil, başarılı çokkültürlülük politikası ile 200’den fazla farklı milletin, kendi değerlerini yaşattığı bir coğrafyadır.    


Zafer POLAT-ZAMAN AUSTRALIA

Federal Hükümet hafta içerisinde birer gün ara ile göçmenlik ve Avustralya Vatandaşlığı konularında önemli ve köklü değişikliklere gitti. Başbakan Malcolm Turnbull, Avustralya’daki iş olanaklarının önceliğinin vatandaşlara verilmesi ve ülkeye katkı sağlayan, tartışmalı 457 vize programının kaldırıldığını ilan ederek, vasıflı göçmen alımını sınırlandırırken, vatandaş olmak isteyenlere de kapıları tamamen kapamadı, ancak hayli zorlaştırdı. 
    
Değişiklikler arasında, vatandaşlık için daha uzun süre ikâmet zorunluluğu ve daha zor İngilizce dil standartı ile göçmenlerin ülkeye entegresi konusunda somut şartlar aranacak. Başbakanın ifadesi ile özetleyecek olursak; Avustralya’nın yeni vatandaşlık sınavının seviyesi daha da yükseltilerek, öncekinden hem daha katı olacak, hem de ülkeye yeni gelenlerin “Avustralya değerleri”ne sahip çıkması ve ulusa olan bağlılıklarını kanıtlaması gerekecek.
Anlaşılan o ki; Ellerinde Avustralya bayrakları ve Vatandaşlık belgeleri ile farklı milletlerden oluşan bir aile fotoğrafını andıran ve; [Avustralya Vatandaşı olmak için hiç bu kadar iyi bir zaman olmamıştı] şeklinde verilen, sayfa sayfa gazete ilanlarını artık göremeyeceğiz. 

Başbakan Avustralya’nın her zaman bir göç ülkesi ve başarılı bir çok kültürlülük politikasına sahip olduğu için yoluna bu şekilde devam edeceğini açıklayarak, aslında göçmenler olmadan ülkenin başarısının mümkün olmadığını bir kez daha vurgulamış oldu. Hükümetin, Avustralya’ya kimin geleceğini ve ne kadar kalacağına karar vermek durumunda olduğunu belirtiyor Başbakan. 
    
ABC’nin 7.30 programına verdiği röportajda soruları cevaplayan Malcolm Turnbull, Avustralya vatandaşlık yasalarının tekrar gözden geçirilmesinin, kendi siyasi geleceği konusundaki endişesi ile ilgisi olmadığını söyledi. Alınan bu radikal kararlara muhalefetin ve medyanın bakış açısı ise daha farklı. Ana Muhalefet Lideri Bill Shorten da, değişikliklerin vatandaşlık ile ilgili olmadığını, ancak Malcolm Turnbull’un, Tony Abbott’la olan siyasi çekişmeleri ve mücadelesinden dolayı bu türlü adımlar attığını ileri sürdü. İşçi Partisi’nin yapmayı düşündüğü ancak İktidardaki Liberal-Ulusal Koalisyon Hükümetinin gerçekleştirdiği bu yeni uygulamayı, Pouline Hanson gibi göçmen ve İslam karşıtı politikacılar da hemen sahiplendiler. Daha önce de yaptığı açıklamalar da Müslümanların Avustralya’ya göçüne karşı çıkan Hanson, Perşembe günü Başbakanın açıkladığı yeni vatandaşlık kuralları testi için “Nihayet vatandaşlık sınavıyla ilgili yaptığımız öneriler üzerine, Başbakanın harekete geçtiğini görmek güzel birşey” diye tweet attı. 
    
Avustralya’ya ilk gelenlerimiz o zamanlar da vatandaşlığa geçmenin çok kolay olmasına rağmen, hem ülkeye iki yıllığına gelmiş olduğuna kendisini şartlandırdığı için hem de toplum arasında yaygın olan vatan hainliği olur görüşü ile belli bir süre vatandaş olmayı düşünmemiş. Zamanla bu tabu kırılmaya başlayınca, ailecek vatandaş olmaya karar vermiş ve Avustralya Pasaportuna sahip olmuşlar. İyi ki de olmuşlar ve olmaya da devam ediyorlar. Bu sayede, hem Türkiye’ye gidiş gelişlerde sadece Avustralya pasaportunu kullanarak daha az masraf ediyor, hem de başka bir ülkeye çoğu zaman vize bile gerekmeden nerdeyse elini kolunu sallayarak gidebiliyor. Evet, Avustralya pasaportuna sahip olmak önemli bir ayrıcalık. Ne de olsa dünyanın ‘‘en prestijli pasaportlarından’’ birine sahipsiniz ve 169 ülkeye vizesiz girebiliyorsunuz. Bunu ancak, pasaporta sahip olup da ABD, İngiltere ve Avrupa  ülkelerine rahatça seyahat edince anlayabiliyorsunuz. Londra merkezli danışmanlık firması Henley & Partners’ın araştırma sonuçlarına göre, Alman Pasaportuna sahip olmak, nerdeyse bütün dünya ülkelerinin kapılarını size açmasıyla birinci sırada bulunuyor. İlk 10’da ise Avustralya, Kanada, Güney Kore ve Yeni Zelanda pasaportları geliyor. ABD pasaportu ise dördüncü sırada yer alıyor.
    
Siyaset ve adaleti ön plana çıkararak, hangi ülkeler hangi alanlarda gerçekten diğer ülkelerden farklıdır? Diye sıralama yapan yandaş medyanın tanınmış isimlerinden bir köşe yazarı, Avustralya’nın yeni vatandaşlık ve göç yasasına değinmiş yazısında. Adaletin kırıntısının kalmadığı AKP iktidarı ile ülkenin ne hale geldiğini maalesef göremeyen yandaş yazar, Malcolm Turnbull’un Avustralya değerleri ile ilgili sorulan soru karşısında teklediğini, doğru dürüst cevap veremediğini ve bu değerlerin sosyal medyada alay konusu olduğunu yazmış. Referandum oylamasında bile ‘evet’ oylarının fazla çıkması için yapılan hileleri ve sonuçlar ile ilgili spekülasyonları bütün dünyanın gördüğü Türkiye ile Avustralya’yı kıyaslayan iktidarın kalemşörüne, kıta ülkesinden verilecek çok anlamlı örnekler var. Hele hele günümüz Türkiyesi için... 
    
Aldığı 3 bin dolarlık hediyeden dolayı, makamını bırakan, hatta siyasi kariyerine son veren Başbakanların, yetkisi olmayan harcamalarından dolayı istifa ederek, koltuğunu bırakıp, özür dilemesini bilen onurlu politikacıların ülkesi Avustralya için ahkam keserken, bu ülkenin hukukun üstünlüğü, özgürlük ve demokrasiye saygı ile çok kültürlülük gibi kıymetli değerleriyle dünyaya örnek olduğunu hatırlatmakta fayda var. Yani burası ‘Türk tipi demokrasiyle değil, başarılı çok kültürlülük politikası ile 200’den fazla farklı milletin, kendi değerlerini rahatça yaşattığı bir coğrafyadır. z.polat@zamanaustralia.com.au

Tuesday, 14 March 2017

http://zamanaustralia.com/2017/03/toplumun-beklentileri-karsisindaki-hassasiyet

Toplumun beklentileri karşısındaki hassasiyet

ZAFER POLAT
z.polat@zamanaustralia.com.au
http://zamanaustralia.com/2017/03/toplumun-beklentileri-karsisindaki-hassasiyet

Son zamanlarda yolsuzluk, haksız ve usulsüz harcamaları ile gündeme gelen siyasileri oldukça sık duyar olduk. Neyse ki, ülkede muhalefetin, basının ve halkın tepkisi veya meslek erdemliği ile istifa etme müessesesinin işliyor olması sevindirici. Bu istifalara yol açan skandallar bazen de kanunlardaki boşluklar veya iyi niyetli yola çıkılmış ama o yolda ki trafik ışıklarına dikkat etmemekten de kaynaklanabiliyor. Tıpkı Federal Sağlık Bakanı Sussan Ley’in, resmi bir program dahilinde 2 gece kaldığı Gold Coast’da, bir ev almaya karar vermesinde olduğu gibi. Queensland eyaletinin dünyaca ünlü turizm merkezi olan beldeye, hastaları ziyarete giden Bakanın, seyahat programında ev bakmak yokken ani bir kararla bir evi beğenmesi ve 795 bin dolar değerindeki bu evi mortgage ile satın almaya karar vermesi, Bakanlık koltuğunu bırakmak zorunda kalması ile neticelendi. Aslında ortada görünen bir yolsuzluk yok. Yolsuzluk olarak değerlendirilen konu ise kişisel bir yatırım kararı verirken bakanın o evi görmeye, makam arabası ile gitmiş olmasıydı. Hatırlanacağı üzere, geçtiğimiz yıl Kasım ayında da iki köpeğini makam aracı ile yazlık evine gönderen Victoria Eyalet Cezaevleri, Eğitim ve Beceriler Bakanı Steve Herbert’da aynı nedenle istifa etmişti. Şimdi de bu halkaya aşağıda örneklerini vereceğimiz yenileri eklenmiş oldu.
Bakan Sussan Ley’in, istifasının ardından, Meclis harcamalarını denetlemek üzere bağımsız bir komisyon kurma sözü veren Başbakan Malcolm Turnbull, parlamenterleri uyararak, “Politikacılar vergi mükelleflerinin paralarını dikkatle harcamak ve çalışma harcamalarında kamu kaynaklarının etkin, verimli ve ahlaki bir biçimde kullanılmasını sağlamakla yükümlüdür.” dedi.
İşte tam da Başbakanın harcamalar ile ilgili yaptığı yoruma ve vergi mükelleflerinin cebinden çıkan paraları usulsüz kullanmaktan dolayı eleştirilere maruz kalıp, görevlerinden istifa etme kararı alan siyasilere iki yeni örnek; Victoria Parlamentosu Başkanı Telmo Languiller ve Yardımcısı Don Nardella, kanunların kendilerine tanıdığı ikametgah giderlerine ait ödenek aldıklarından dolayı görevlerinden istifa ettiler. Parlamento kuralları gereğince, politikacılar, şehirdeki bir mülkünün dışında, Melbourne şehir merkezinden en az 80 km uzakta olması şartı ile, “ikinci bir ikametgah” için ödenek alma hakkına sahipler. İşçi Partisi Tarneit seçim bölgesi Milletvekili Telmo Languiller, parayı talep etme hakkına sahip olduğunu ancak bunun toplumun beklentilerini karşılamadığını kabul ettiğini söyleyerek, “Bu nedenle, aldığım parayı tam olarak geri ödeyeceğim.” dedi. Geelong’un güneydoğusundaki Queenscliff’de, kiraladığı bir konutu birincil ikamet yeri olarak gösteren Languiller, kendi seçmenlerine uzak olan Footscray semtinde de ikinci bir ev tutmuş ve burayı da resmi ikametgahı olarak göstermişti. Tarneit seçim bölgesi Melbourne şehir merkezinin yaklaşık 25 km batısında bulunuyor. Languiller, daha sonra, Parlamento’ya, Queenscliff’deki mülkünü ailevi nedenlerden dolayı kiraladığını belirterek bir açıklama getirdi. 1999 yılında Victoria Parlamentosu Milletvekili seçilen ve Uruguay’ın Montevideo kentinde dünyaya gelen Telmo Languiller, Avustralya’nın İspanyolca konuşulan bir ülkede dünyaya gelen ilk Parlamenteri olarak tanınıyor. Tecrübeli siyasetçi, daha önce de yanında çalıştırdığı Türk danışmandan dolayı toplumumuz tarafından da yakından tanınan bir kişi. Kendisi de zaman zaman erdemli siyasetçilere örnek verdiğimiz bir davranış sergileyerek yaptığı haksızlıktan dolayı özür diledi ve “Toplumun, kamu fonlarını harcamalarında ihtiyatlı davranmamızı beklediğini kabul ediyorum. Bu koşullarda ikinci bir ikamet tazminatı talebi bu beklentilere uymuyor” diyerek hem aldığı ödeneği geri ödemeyi taahhüt etti, hem de temsil ettiği görevinden istifa etti. İstifasında vicdanının sesini dinlemesinin yanında muhalefetin ve medyanın da konunun üzerine gitmesinde büyük katkısı olduğunu hatırlatmakta da yarar var.
Languiller’in ardından Yardımcısı Don Nardella’da aynı şekilde kendisine meclis tarafından tanınan ödeneği haksız yere aldığından dolayı görevinden istifa etmişti. Victoria’nın kuzeyindeki Melton seçim bölgesi Milletvekili Nardella, iki gün önce de tartışmalar ve istifa çağrılarından dolayı, İşçi Partisi’nden istifa etti. Don Nardella, Bellarine Yarımadası’ndaki Ocean Grove’da yaşadığı iddiasıyla aldığı ödenek miktarı olan toplam 100 bin doları geri ödemeyi reddediyor. Nardella’nın istifasında da muhalefetin kendisini yakın markaja almasının önemi de şüphesiz çok etkili olduğu söylenebilir. Çünkü Victoria Muhalefet Lideri Matthew Guy, ödenek skandalının daha derin araştırılması için Polis soruşturması çağrısında bulunmuştu. Hatta Victoria eyalet Başbakanı Daniel Andrews’e, Nardella’nın şehir merkezine 90 kilometre uzaklıkta olan ve ikametgahı olarak gösterdiği Ocean Grove’daki adresinin, aslında bir karavan olduğunu biliyor musunuz?” diye de sormuştu.
Avustralya’da gördüğümüz, okuduğumuz ve duyduğumuz kadarı ile partisini oy kaybına uğratan, seçmeninin ve toplumun beklentilerini karşılayamayan veya adı yolsuzluk skandalına karışan siyasetçilerin, koltuklarını daha fazla meşgul etmeyerek istifa ettiklerine çok şahit olduk. Bu bağlamda, hafta sonu gerçekleşen Batı Avustralya’daki eyalet seçim sonuçlarına da değinmek istiyorum. Eyaletin 1.5 milyona yaklaşan seçmeni, iki dönem iktidara taşıdığı Koalisyon Hükümetine ve 8.5 yıldır Başbakan koltuğunda oturan Colin Barnett’e üçüncü dönem için izin vermedi. Liberal-Ulusal ittifak hükümetinin hezimetinin ardından Barnett’in, siyasi kariyerine muhalefet sıralarında devam etmeyeceğini veya Liberal Parti liderliğini başka bir isme bırakacağını tahmin ediyorum. Bu tahmini ise daha önceki seçimler de benzer sonuçlar karşısında liderlerin aldıkları kararları göz önünde bulundurarak yaptım. Aslında büyük oy kaybına uğrayan Barnett’in, sonuçların belli olmasının ardından istifa edeceğini bekliyordum. Cumartesi akşamı yenilgiyi kabul eden duygulu konuşması sırasında bunu söylemedi, daha sonra da açıklamadı ama bakalım önümüzdeki günlerde geleneği devam ettirerek istifa kararı alacak mı... 

Sunday, 5 March 2017

Netanyahu’nun ziyareti nasıl karşılandı?http://zamanaustralia.com/zafer-polat/2017/03/netanyahunun-ziyareti-nasil-karsilandi

Netanyahu’nun Avustralya ziyareti nasıl karşılandı?

Benjamin Netanyahu, Avustralya’ya resmi ziyaret gerçekleştiren ilk İsrail Başbakanı oldu. Netanyahu’nun gelişi, onun için “tarihi” bir ziyaret anlamı taşıdı. İsrail Başbakanı’nın sıkı güvenlik önlemleri ile gerçekleşen ziyareti ve yapılan sıcak karşılama ile ikili temasları çok dikkat çekti.

Zafer POLAT

Konvoyuna, çok sayıda motosiklet olmak üzere, diğer polis araçları eskortluk yaptı. Ülke Cumhurbaşkanı konumunda olan Genel Vali tarafından askeri törenle karşılandı. Başbakan Malcolm Turnbull, konuk Başbakanı Sydney’de, Kirribilli’deki konutunda ağırladı. Netanyahu, Muhalefet Lideri Bill Shorten ve NSW Başbakanı Gladis Berejiklian ile de görüştü. Resmi düzeyde çok sıcak karşılanan İsrail Başbakanı, Netanyahu; “İsrail’den çok uzakta olmama rağmen, kendimi evimde hissettim. Avustralya’da olmaktan çok mutluyum” diyerek, hissiyatını kişisel twitter hesabından duyurdu. Fakat, bu ziyaretten ‘Avustralya’ya hoş gelmedin Netanyahu’ diyerek rahatsızlık duyanlar ve İsrail’in işgalci politikasına karşı çıkarak, Filistin halkının haklı davasına destek olmak için bir araya gelip, protesto ile tepki gösterenler de yok değildi.

Ayrıca bu ziyaretin iktidar ile muhalefeti de görüş ayrılığı bakımından karşı karşıya getirdiğini söyleyebiliriz. İsrail’in, uluslar arası hukuka aykırı olarak Filistinlilerin vatanları olan topraklarda yerleşim birimleri kurması ve Doğu Kudüs ile Batı Şeria’da binlerce yeni ev ve yerleşim biriminin yapılacağını duyurması, başta BM olmak üzere bir çok devlet tarafından kınandı.
Başbakan Turnbull ise, Avustralya’nın her zaman, İsrail ve Filistin halklarının yan yana yaşayacağı iki devletli bir çözümü desteklediğini ve sorunun taraflar arasındaki doğrudan müzakereler yoluyla çözülmesi gerektiğini belirtti. Turnbull; “İsrail’i kınayan ve eleştiren tek taraflı (Birleşmiş Milletler) kararları desteklemiyoruz” dedi.
 
Netanyahu’da,ayrıca bu ifadeleri The Australian gazetesinde de kaleme aldığından dolayı Turnbull’a: “Makalede ifade edilen dostluk beni şaşırtmadı. Fakat makaleden öncesinde haberim yoktu. Avustralya’ya indiğimde ve gazete bana verildiğinde, makaleyi okumaktan mutlu oldum. Avustralya, BM’nin ikiyüzlülüğünü cesaretle ortaya koymakta.” diyerek teşekkür etti.

Muhalefet Lideri Bill Shorten ise Netanyahu ile yaptıkları bir saat süren görüşmenin ardından “İsrail’in sınır güvenliğinin yanı sıra Filistin halkının kendi devletlerine sahip olma hakkını destekliyoruz. Yerleşim birimlerinin ve genişlemelerin barışa giden yolu engellediğini ve sürece zarar verdiği görüşünü çok açık ve net olarak ifade ettik” dedi.
 
Avustralyalı liderler iki devletli çözümü desteklese de, İsrail’in işgalci tutumunun bu şekilde devam etmesi halinde, bunun söylemden öteye gitmeyeceği yönünde yorumlar yapılıyor. Yine her iki liderin yaptığı açıklamaları dikkate alırsak, aslında bunun bir parti geleneği olduğunu göreceğiz.
Eski Federal Başbakan Tony Abbott’da Avustralya büyükelçiliğinin Tel Aviv’den Kudüs’e nakledilmesini ve Filistin’e yapılan yardımların “teröristlere ve ailelerine” gittiğini öne sürerek, yardımların durdurulmasını önermişti. Neyse ki, bu çağrıya Koalisyon destek vermedi. İşçi Partisi’nin eski lideri ve eski Başbakanlardan Kevin Rudd’da temelde iki devletli çözüm umudunu zayıflatır diyerek, işgal altındaki Batı Şeria’da, yeni yerleşim binalarının yapımı konusunda endişesini dile getirmişti.

Yukarıda bahsettiğimiz gibi İsrail Başbakanı’nın Avustralya’da olmasından, mutlu olmayanlar, tepkilerini demokratik şekilde ve olaysız bir şekilde protesto yolu ile dile getirip, kamuoyuna duyurdular. Netanyahu’nun ziyareti öncesi, 60’ı aşkın tanınmış isim onun Avustralya’yı ziyaretine karşı çıktı. Aralarında Avustralya’nın önde gelen iş adamı, dini lider, hukukçu, akademisyen, sanatçı ve eski politikacıların da bulunduğu çok sayıda tanınmış isim, Filistin halkına karşı kışkırtıcı, sindirici ve baskıcı politikalar uygulayarak Orta Doğu’da barışı engelleyici rol oynadığı gerekçesiyle, İsrail Başbakanı’nın ziyareti ile ilgili tepkilerini ortaya koydular.
Sydney Town Hall binası dışında toplanan çeşitli gruplar, aktivist ve siyasiler yaklaşık iki saat süren ve olaysız geçen protestolarında, İsrail’in işgal rejimini kınayan sloganlar atıp, Netanyahu’yu da günümüzün Hitler’i, şeklinde benzetme yaptılar. Protestoya daha çok Avustralya için Sosyalist Alternatif olarak da bilinen The Socialist Alliance Partisi’nin organize oluşu ve taraftarları dikkat çekti.
 
‘One Minute’ sloganının revaçta olduğu dönemlerde ve özellikle Filistin için yapılan protesto yürüyüşlerine Araplar, Erdoğan posterleriyle katılırlardı. Sydney’deki bu son protestoda ise değil poster, tek bir Türk Bayrağı bile görülmüyordu…Kalabalık grupta Filistin, Avustralya, Aborjin ve İran bayrakları varken, Türk Bayrağı’nın olmaması ise; protestoya katılanlar tarafından hem üzücü oldu hem de şaşkınlıkla karşılandı. NSW Polisi’nin ise protestonun güvenliği, takip edilmesi gereken güzergahı ve herhangi bir taşkınlığa yol açmaması konusunda gösterdiği hassasiyet ise takdire şayandı. Atlı polisler, grubun önünde yer alırken, bir polis helikopteri de havadan izledi. Ne protestoya katılanlar taşkınlık yaptı, ne de polis herhangi bir müdahalede bulunmak zorunda kaldı. Yol boyunca ve konvoyun önünde polisler grubun yürüyüşünün aksamaması için özel gayret gösterdiler.
 
Sonuç olarak Netanyahu, Kıta Ülkesinden memnun ayrıldı diyebiliriz. En azından İsrail’in işgalci politikasına karşı çıkmayan hatta kınanmasını bile haksız bulan bir liderle görüşüp desteğini aldı. İsrail Başbakanı buradan ayrılmadan paylaştığı son twitter mesajında ise; “Avustralya’yı ziyaret eden ilk İsrail Başbakanı olmak büyük bir onur. İsrail’in iki büyük dostları Genel Vali Peter Cosgrove ve Başbakan Malcolm Turnbull ile bir araya geldim” diye yazdız.polat@zamanaustralia.com.au  www.zamanaustralia.com.au

Trump’ın izinden giden Avustralyalı siyasetçiler... http://www.zamanaustralia.com/zafer-polat/2017/02/trumpin-izinden-giden-avustralyali-siyasetciler

Trump’ın izinden giden Avustralyalı siyasetçiler...

Zafer Polat

Avustralya gibi farklı kültürlerin birbirleri ile uyum içerisinde huzurlu bir şekilde yaşayabildiği, çok kültürlülüğü başarı ile uygulayan ülkelerde siyasiler, toplum huzurunda ve basın karşısında yapacakları konuşmalara azami hassasiyet gösterirler. Toplumun hiç bir kesimini ayrıştırmayan, hakaret etmeyen hep birleştirici ifadeler kullanmaya çalışır.

HAFTASONU Başkent Canberra’da yapılan ve binlerce kişinin katıldığı Avustralya’nın en büyük Çok kültürlülük Festivali ile ilgili bir basın bildirisi yayınlayan Sosyal Hizmetler ve Çok kültürlülük Bakan Yardımcısı Senatör Zed Seselja, festivalin ülkenin kültürel çeşitliliğinin tanınmış bir kutlaması haline geldiğini söyledi. ACT (Australian Capital Territory) Senatörü ve Bakan Yardımcısı Seselja, Hırvatistan’dan gelen kendi ailesi de dahil, dünyanın dört bir yanından, Avustralya’yı yeni vatanı ve kendi evi yapmak için 7,5 milyondan fazla insanın geldiğini söyleyerek, kullandığı şu birleştirici ifadeleri, toplumu ayrıştırıp, farklı katmanlara bölmek isteyenlere karşı, tokat gibi bir cevap; “Bugün, yüzde 45’i ya da ebeveynlerden en az birinin başka bir ülkede doğmuş olan en çeşitli, müreffeh ve uyumlu uluslardan biriyiz. Avustralya’nın benzersiz kimliğini oluşturan çok çeşitli bir kültürümüz var. Kültürel çeşitliliğimiz, büyük bir sosyal ve ekonomik güç kaynağı ve Avustralya’yı yaşamak için mükemmel bir yer haline getiriyor.”
 
21 Mart’ta ülke çapında kutlanacak ‘Harmoni Günü’ kutlamaları dolayısıyla buna benzer ifadeleri daha da çok duyacağız herhalde.
 
Ancak bu kadar kültür çeşitliliğine sahip ülkemizde, söylemlerine ve hedefine Müslümanları alarak, Amerika’nın yeni Başkanı Trump’ı ve 20 yıldır fikrini değiştirmeyen Pauline Hanson’ı destekleyen politikacılarımız da yok değil. ABC’nin çok izlenen Soru ve Cevap (Q&A) programı geçen hafta Tazmanya Bağımsız Senatörü Jacqui Lambie ile Sudan’da doğup Avustralya’da büyüyen bir mühendis ve yazar olan Yassmin Abdel-Magied’i şeriat kanunları konusunda karşı karşıya getirdi. Çok sert ve tartışmalı geçen programda, İslam Dini’ni şeriat kurallarından ibaret gören Lambie, özgür bir toplumda bu kuralların yer almayan anti-demokratik bir kanser gibi olduğunu savunarak Avustralya’da bu kuralları destekleyen herkesin sınır dışı edilmesi gerektiğini söylemesine karşılık, ‘Yassmin ise, şeriat ve İslam, bulunduğunuz ülkenin kanun ve yasalarına uymayı söylüyor. Benim günde 5 vakit ibadetim şeriattır. Dinim hakkında hiçbir şey bilmiyorsunuz. Hiçbir şey bilmediğin şeyler hakkında konuşuyorsun.’ diye cevap verdi.
 
Senatör güvenlik gerekçesi ile şeriat yasaları gerekçesi ile Avustralya’nın da Donald Trump’ın yolunu izlemesi gerektiğini söyleyerek bu gerekçelerle, İslam’ı barış ve sevgi dini olarak değil de, din adına terör estiren ve aydınlık yüzünü karartmaya çalışan bir takım gruplardan gördüğü kadarı ile değerlendirme çabasında. Direkt isim vermese de “Organize suç ve terörizm tehdidi gerçek. Artık komşularımıza güvendiğimiz ve arka kapımızın kilidini açık bıraktığımız günler geride kaldı” diyor. Burka'yı tehdit unsuru olarak gördüğü için de, yüzü tamamen kapatma Avustralyalıları korkutucu kılıyor’ deyip, bu ayın başında Müslüman kadınların burka giymesini yasaklayan bir yasayı kamuoyuna sunmuştu. Neyse ki, özgürlükler ülkesinde ve günümüzün çağdaş dünyasında, kişinin ne giyeceğine kendisinin karar vermesi gerektiğini Başbakan Malcolm Turnbull da vurgulayarak, Avustralya’nın insanlara ne giyeceğini söyleyen bir ülke olmadığını ifade etti.
Diğer taraftan zamanın NSW Adalet Bakanı Greg Smith, gazetemize verdiği bir röportajında ülkede halihazırda uygulanan kanunlar için İslam hukuku yasalarından da faydalanılması konusunda araştırma yaptıklarını söylemiş ve alınacak kararlar kişinin lehine olacaksa düşünülebilir diyerek, bu konudaki endişelerini değil, olumlu yaklaşımını belirtmişti. Bakan, ‘Ancak tam tersine herhangi bir gruba, topluma veya kişiye zararlı olacaksa kabul edemeyiz.
 
Toplumumuz geliştikçe ve kültürler daha iyi anlaşıldıkça, yargı kararları verilirken bu tür konular gündeme gelebilir’ diye sözlerine eklemişti. Gelibolu Camii’nde ‘Adli Yıl’ açılışına katılan Başsavcı Tom Bathurst da ‘İslam inancında kanunların/hukukun çok önemli yeri vardır. Sizler benden daha iyi biliyorsunuz ki, İslami kanun ve hukuk çok gelişmiş ve komplekstir. Avrupa yüz yıllarca ‘Karanlık Çağı’ yaşarken, İslami toplumlarda Kanun ve Adalet geçerliydi. Her şahıs (Sultanlar ve Liderler dahil) kanun ve hukuku takip ediyorlardı ve “kanunun’’ üstünde değillerdi. Müslümanların kanuna karşı saygılarını nasıl tarihte görüyorsak, bugün Avustralya’da da görüyoruz. Müslüman hukukçuların Avustralya’daki kanunların gelişmesindeki katkılarını görüyoruz. Müslümanların gittikçe katkıları daha da artacaktır. Müslüman toplumun Avustralya’daki Adli sistemdeki katkısını organize edilen açılış töreni de ortaya koyuyor. Umarım bu törenler uzun yıllar devem eder’ demişti.
‘Kişi bilmediğinin düşmanıdır’ derler ya, Senatör Lambie’nin izlediği yol da aynı misal. Ne diyelim, günümüzde İslam’ı doğru tanıtıp, en güzel şekilde temsil etme ve  güzelliklerini anlatma konusunda Müslümanlara büyük iş düşüyor. z.polat@zamanaustralia.com.au